31 Ağustos 2009 Pazartesi

Il Palio di Siena [04/10/08]

Tabi hem geç kalkışımız, hem de kahvaltı falan derken saat 9.30 oldu. Hızlıca hareket edip Siena'ya kalkan ilk trene bilet aldık. 10.10'da kalkacaktı tren ama nedense rötar yaptı ve 10.30'da kalktı. Tabi öğlene doğru ancak varabildik. Aslında planlarımıza göre tam yarım gün zaman kaybetmiştik ama üzerinde çok durmadık ve terminal önünden geçen ilk otobüse atladık. 3-4 durak sonra yanında oturduğum kadın, eğer turistik merkeze gidecekseniz, burası orası ve hemen inmelisiniz dedi de kendimizi atabildik. Yoksa kim bilir gene nerelere gidecektik. Yürüye yürüye ufak bir meydancığa geldik.

Çok tatlı bir kadın, kurduğu tezgahında şallar, çantalar satıyordu. İnanılmaz güzel şeyler vardı. Dönüşte birşeyler alabileceğimi düşündüm ve yolumuza devam ettik. Aslında birçok yerde çok etkilendim ama Siena sizi büyüleyebilir. Roma'da Roma dönemini çok net biçimde görüyorsunuz. İnsanlar adeta o tarihin içinde kendilerine modern bir dünya yaratmışlar ama Siena'da kendinizi bir anda ortaçağın içinde buluyorsunuz. Eski ortaçağ filmlerinden bir set gibi, ama herşey gerçek. :) Kent genel olarak bir tepeye kurulmuş. Biz de kendimizi yolun gidişine bıraktık ve sokakları doya doya seyrederek, inceliyerek yürüdük. İnsancıl boyutlardaki vitrinli dükkanlar, evlerin birbirine bağlandığı kemer altı geçişleri, daracık sokakları... Bayıldım....

Yol bizi Piazza del Campo'ya çıkardı. Yelpaze biçimindeki meydanda, insanlar yerde oturuyor, yatıyor, sohbet ediyor, şakalaşıyordu... Çok renkli, çok eğlenceliydi. Meydanı çevreleyen dükkanlarda yemek yiyebilir veya birer kadeh şarap eşliğinde bir peynir tabağı isteyebilirsiniz. Piazza del Campo, kentin eski Roma Forumu'nun bulunduğu yerdeymiş. Ayrıca Siena tarihi boyunca pazarlar hep bu meydanda kurulmuş. Dokuz dilim şeklindeki meydan, yapılmaya başlandığı dönemde yönetimi elinde bulunduran Dokuzlar Konseyi'nin otoritesini yansıtır biçimde yapılmış. Büyük bir şehir merkezi yaratılmak istenmiş ve meydan da bugünkü şeklini almış. Yapım çalışmaları 1327'den 1349'a kadar süren meydan, aynı zamanda Madonna'nın pelerinin koruyucu kıvrımlarını simgeliyormuş. Madonna bildiğiniz gibi, Meryem Ana oluyor. :) Meydan gerçekten de zamanla şehrin odak noktası olmuş, idamlar, boğa güreşleri, eyersiz at binme yarışları ve Palio festivali gibi halkla ilgili tüm etkinlikler, olaylar burada gerçekleştirilmiş.




Palazzo Pubblico ve Torre del Mangia meydana hakim şekilde konumlandırılmış. Meydanın kuzeyinde yer alan Fonte Gaia çok ortalıkta kalmış. 1409'da Jacopo della Quercia'nın orjinallerinin 19. yy kopyasıymış ve rölyeflerde Erdemler, Adem ile Havva, Madonna ve Çocuk İsa betimlenmiş. Orjinallerini Palazzo Pubblico'da yer alan Museo Civico'da görmek mümkünmüş ama biz içeri girmedik. Asıl etkileyici olayı aktarıyorum size: çeşmenin suyu hala, 500 yıllık bir su kemerinden gelmekteymiş.

Düşünebiliyormusunuz.. İstanbul'daki suyun Valens sukemerinden gelmesi gibi birşey bu. :) Torre del Mangia ise İtalya'da inşa edilmiş ikinci en yüksek ortaçağ kulesiymiş. Muccio ve Francesco di Rinaldo kardeşlerce inşa edilmiş ama tembelliği yüzünden Mangiaguadagni (kârını yiyen) şeklinde bir takma ad yakıştırılan ilk çan çalıcının adı verilmiş. Kulenin tepesine kadar 505 basamak varmış ve buradan Toscana'nın manzarasını görmek mümkünmüş.


Hemen yanındaki Palazzo Pubblico ise kentin Belediye Sarayı'ymış ve gotik yapı 1342'de inşa edilmiş. Asıl konsey salonu Sala del Mappamondo, (Dünya Haritası Salonu) Ambrogio Lorenzetti tarafından 14. yy başlarından kalma bir dünya haritasından esinlenerek adlandırılmış. Bir duvar Simone Martini'nin kısa süre önce restore edilen freski Maestà ile kaplıymış. Bakire Meryem kendisine hizmet eden havariler, azizler ve melekler ile Cennetin Kraliçesi olarak betimlenmiş. Freskin karşısındaki duvarda, Simone Martini'ye atfedilen ve bir sonraki döneme ait olduğu düşünülen tüccar Guidoriccio da Fogliano freski bulunuyormuş. Yanı başındaki şapelin duvarları Taddeo di Bartolo'nun Bakire Hayatı konulu freskleriyle kaplıymış. Koro mahalli ise İncil'den sahnelerin anlatıldığı ahşaplarla süslenmiş. Sala della Pace (Barış Salonu), Ambrogio Lorenzetti'nin İyi ve Kötü Yönetim Alegorisi freski yer alıyormuş. Bunlar Ortaçağda dini olmayan resimler arasında en önemli örneklermiş. İyi Yönetim'de şehrin geliştiği; Kötü Yönetim'de ise sokakların çöplerle dolup bakımsız kaldığı betimlenmiş. :)) Sala di Risorgimento, Kral II. Vittorio Emanuele'nin önderliğinde İtalya'nın birleşmesini anlatan 19. yy sonundan kalma fresklerle kaplıymış.

Bir de meydanda her yıl sadece iki kez yapıldığından bahsettiğim Palio festivalini anlatayım. Aslında eyersiz at binme yarışı olan festival kayıtlara 1283 olarak geçmiş olmasına rağmen kökenleri Roma dönemindeki askeri eğitime dayandığı sanılmaktaymış. Biniciler Siena'nın 17 contrade'sinin (bölge) 10'unu temsil ediyorlarmış.







Atlar çekiliş sonucu saptandıktan sonra Contrada kiliselerinde kutsanıyormuş. Seçilen bölgelerin bayraklarını taşıyan göstericilerin giydikleri kostümler de bayrakları gibi rengarenk oluyormuş ve resmi geçitlerin ardından bahisler kapanınca yarış başlıyormuş. 90sn süren yarışı izlemek isteyenler, Piazza del Campo'nun ortasında izleyiciler için oluşturulmuş alana doluşur, rakipler arasında da büyük bir çekişme olurmuş. Kazanan, ipek bir palio (flama) ile ödüllendirildikten sonra kutlamaları ve kaybedenlerin sızlanmaları haftalarca sürermiş. :) Futbol maçları kadar önemli heralde.


Unutmadan Contrade'leri de açıklayayım. Siena kendi içinde 17 bölgeye ve 17 cemaate ayrılmış. Her bir cemaatin kendine ait bir hayvan sembolü ve elbetteki kendine özgü simgeleri ve kiliseleri varmış. Tarihi rekabetleri bir oyun olarak sunulan yöresel kiliseler dizisi Piazza del Campo'nun çevresinde diziliymiş. Bölgeler arası farklılıkları flamalardan, plakalardan veya oymalardan görmek mümkünmüş. (Soldakini kendim çektim. Aslında çekerken Siena'nın flaması olduğunu sanıyordum. Sonradan farklı flamaları görünce, kitabımdan da aslını öğrenince epey şaşırmıştım. Çünkü kent içinde farklı kentler gibiydiler.)

Meydanda biraz dinlendikten ve Cansu, Palazzo Pubblico'nun girişinde zincirlenmiş haldeki fotoğraflarımı çektikten sonra, Belediye Sarayı'nın yanındaki sokaktan arkasına doğru devam ettik. Kitabımızın önerdiği güzergahtı. Sarayın hemen arkasındaki meydan pazar meydanıymış. Burası hakkında bilgi göremesem de, size Siena Üniversitesi'ne baktığını sonradan öğrendiğim inanılmaz bir manzarası olduğunu söyleyebilirim. Yolumuza haritaya bakmaksızın devam ettik ve Duomo'nun önüne çıktık.

Aslında İtalya'nın en büyük katedrallerinden biriymiş. Mimarisi, Pisa'dan etkilnemiş Romanesk-Gotik karışımıymış. Hatta 14. yy'da planlanan nef inşa edilebilmiş olsa, Hıristiyan dünyasının en büyük kilisesi olacakmış ama 1348'deki veba salgını nedeniyle nüfus yarı yarıya inince yapımı ertelenmiş. Donatello ve Michelangelo gibi sanatçıların eserleri de yer alıyormuş. Girişte inanılmaz bir sıra, 10€ giriş ücreti ve fotoğraf çekme yasağı derken vazgeçtik içeri girmekten. Kapıda oturup cepheyi seyrettik. Cephede yer alan orjinal birçok heykel müzeye aktarılarak yerlerine kopyaları yerleştirilmiş. Bu duruma da bir anlam vermek gerçekten çok güç. Madem müzeye aktarıyorsun, niye kopyasını yapıyorsun. Amaç güvenlik vs. gibi sebeplerse, o zaman katedralin çevresine geçir bir şeffaf kutu, olsun, bitsin. Kopyasının sergilenmesi bana çok ama çok mantıksız geliyor. Ya da orjinallerin müzede sergilenmesi.

Tabii ki orjinallerin sergilendiği müze de Duomo'nun tam karşısında bulunan Museo dell'opera del Duomo'ymuş. Müzenin sadece bir kısmı bu iş için ayrılmış. Genelde başka eserleri de sergiliyorlarmış. Müzenin bir kısmını görebiliyorsunuz. Ancak orjinalleri görmek için sanırım bilet gerekiyordu. Biz de izin verilen kısımları gezip dışarı çıktık. Birkaç saat daha gezdik. Dönüş yolunda Accademia della Musica diye bir yere girip çıkan insanlar görünce biz de içeri daldık. Avlusu çok hoştu. Tam ortada içinde paralar yüzen bir kuyu bile vardı. İçeride biraz takılıp yola devam ettik.

Artık iyice kalabalıklaşmıştı sokaklar. Geldiğimiz köşedeki teyzeden beğendiğim şallardan aldım, tanesi 5€'dan (İstanbul'da bile 20 Lira). Bir de üzerinde filler olan bir sırt çantası 3€'ya. İtalyanca konuşmam çok hoşuna gitmişti teyzenin ve sürekli 'carina' (şekerim) diye hitap ediyordu. :) Onla vedalaşıp otobüs durağına gittik. Kulağıma tanıdık kelimeler çalındı. Arkamızdaki iki kız da tatile gelmişler ve onlar da Floransa'ya dönüyorlarmış. Hemen bir çocuk daha konuşmamıza ortak oldu. İyice şaşırdık. O da Marmara Üniversitesi'nde Hukuk okuyormuş ve Erasmus ile Siena Üniversitesi'ne gelmiş. Aslında daha önce geldiği bir yermiş ama kafası karıştığı için biraz çevreye bakınırken bizleri farketmiş. :) Çocuğa veda edip gelen otobüse kızlar olarak doluştuk. Ama otobüsten inince birbirimizi kaybettik. Gerçi zaten birlikte takılmak gibi bir niyetimiz de yoktu. İstasyon'un hemen karşısında çok büyük bir market vardı. PAM... Bizim Migros'lar gibiydi ve İtalya genelinde başka yerlerde de görmesi mümkün market zincirlerindendi. Yiyecek birşeyler aldık. Akşam odamızda atıştıracak birşeylerimizin olması gerçekten iyi oluyordu.


Ardından istasyona gidip biletlerimizi aldık ve saati gelinceye kadar da bankta yanında oturduğum amca ile sohbet etmeye çalıştım. Ona tek söyleyebildiğim ülkesini ve Siena'nın ne kadar muhteşem bir kent ve tarihi olduğuydu ama o sürekli birşeyler anlattı. Kimisini anlayabildim. Tren gelince de amcaya veda edip trene atladık. Market poşetlerini hostele bırakıp kendimizi dışarı attık. Hava daha aydınlık sayılırdı ve hostelin hemen yakınında bir pazar keşfettik. Ayrıca pazar o kadar büyüktü ki, St. Lorenzo meydanına kadar uzanıyordu. Şallar, kemerler, buzdolabı süsleri... Bahçelievlerin eski pazartesi pazarı gibiydi. Akşam 20.30'a kadar pazarı dolandık. İlaçlarımız bittiği için bulduğumuz bir eczaneden kas gevşetici aldık. Reçetesiz satılmaz diye uyarmışlardı ama problem olmadı.

Hostele dönmeden terminale gittik ve Bologna biletimizi aldık. Ertesi günün yorgunluğu öncesi terminalin hemen karşısındaki McCafé'den birer kahve ve tatlı aldık. Bildiğimiz McDonald's'ların hemen bitişinde nasıl dondurma alanları ayrı oluyorsa, kahve ve tatlı bölümlerinin olduğunu düşünün. Hafif Starbucks tarzı bir yer gibi. Fiyatları çok düşük ve gerçekten de güzel tatlıları var. Hostele dönüp hemen dinlenmeye çekildik.

2 yorum:

  1. О, как освежился блог! Какой светлый дизайн! И новые, интересные записи! Поздравления! Очень понравилась главная картинка! :)
    (Oh, ne ferahlatıcı günlüğü! Ne parlak bir tasarım! Ve yeni, ilginç yazı! Tebrikler! O ana resim gibi! :))

    YanıtlaSil
  2. İtalya'da mutlaka görülmesi gereken bir yer. Siz de çok güzel ve sıcak anlatmışsınız. Meydanı çevreleyen sokaklarda büyülenmemek elde değil. Yeniden gitmiş kadar oldum. Teşekkürler :)
    Zeynep Dıragumandan

    YanıtlaSil