28 Kasım 2008 Cuma

Tutte le strade portano a Roma... [25/09/08]

Meşhur bir deyiştir: "Tutte le strade portano a Roma". Derler ki; "Her yol Roma'ya çıkar"... Gerçekten de Romalılar fethettikleri yerlere ilk yol yaparak el atmışlardır. Ve bu yollar, Roma'dan itibaren yapılmaya başlandıkları için ülkenin neresinde olursanız olun, yolunuz mutlaka Roma'ya çıkacaktır; tabi günümüzde Roma tabelalarını takip etmeniz koşuluyla =))

Sabahın erken saatlerinde yollara düştük. Hava daha tam aydınlanmamıştı ve sadece birkaç saat uyuyabilmiştim. Babamla havaalanı kapısında alelacele vedalaştık ve doğruca içeri geçtik. Uzun bir kontrol süreci bizi bekliyordu. İlk kontrollerden geçildi ve check in kuyruğu bulundu. Sıra epey uzundu çünkü THY Yollarının epey uçuşu oluyor. Pasaport kontrolden de geçince kapıya doğru yollandık. Çünkü çok az zaman kalmıştı. Aşağıya inince şok oldum. Hiç bu kadar kalabalık görmemiştim. İnsan yığının haricinde herkesin ellerinde _ ki eminim ki 3 katını da bagaja vermişlerdir _ bir dolu poşet ve irili ufaklı çantalar... Bir ara uçağı kaçırıcağız diye de korkmadım değil. Güç bela bir sürü kontrolü daha aştık ve kapının önündeki bekleme salonunda resmen çöktük.

Eski bir Boeing tipi uçak idi. Pilotumuz, gerekli bilgileri verip "Kalkışta bir numarayız!" diye reklam yaptıktan sonra havalandık. Uçak çok sarsıcıydı. Kalkıştan sonra geçer diye düşünmüştüm ama inanılmaz gürültü ve sarsıntı geçmek bilmedi yol boyu. Bu uçaklarda niye mp3 çalar veya ipod türevi müzik çalarlara izin verilmiyor, anlayamıyorum. Ben de hiç olmazsa gidinceye kadar bildiğim italyanca kelimeleri veya kalıpları tekrarlarım dedim. Ama panorama [manzara] o kadar güzeldi ki nutkum tutuldu. =))) Bi yandan kahvaltı ettik ve kahvelerimizi yudumladık, bir yandan da manzarayı izledik. Tabi annem sabaha kadar uyumadığı için yol boyunca uyukladı.

[Alışkanlık mıdır nedir, biz yola çıkmadan önce mutlaka evde ne kadar toplanması gereken şey varsa toplar, bulaşıkları yıkar kaldırır, çamaşırların tümünü yıkar kurutur ütüler yerleştirir, etrafın tozunu alıp silip süpürür; öyle yola çıkarız. O zaman da dayak yemiş gibi oluyor insan, kabul, ama tüm bu koşturmaca döndüğümüzde evimizi toplu bulabilmek için. Tabi babam evde olacağından bu ümitlerimiz sadece temenni olarak kalıyor.]

Neyse, o 3 saat geçmek bilmedi. Yol boyunca digital ekrandan nerede olduğumuzu kontrol ediyordum. Ve nihayet indik. İlk iş, tuvalete koşmak oldu. Tabi her yerde bilmediğim tonlarca İtalyanca kelime, ifade var... Tamam fena bilmiyoruz dedik de bir saniye, herşeyi bilmem mümkün değil. Açıkçası jetlag gibi bi kriz geçiriyor olmalıydım. Çünkü o sarsıntı beynimi bulandırmış, ayakta sersem gibi duruyor ve etrafa tuhaf tuhaf bakıyordum. Ne demişler sürüden ayrılanı kurt kapar [olsa olsa en kötü ihtimalle İtalyan mafyası]... Biz de tatile gelmiş bir Türk grubunu takip etmeye başladık. Bagajlarımızı aldık ve yine takip ederek çıkışı bulduk. Pasaport Kontrol... Sıraya girdik. Cansuyla bana aynı anda sıra geldi ve yan yana iki kabinde yakışıklı İtalyanlar... =))) Cansu'nunki gayet hoş bi polis idi... Zaten Cansu'ya gülümseyip fotoğrafını çok beğendiğini söylemesi, bence poster yaptırmalısın deyip yanındaki diğer polise göstermesinden, İtalyan erkekleriyle ilgili ilk izlenimlerimizi edindik.

Kontrolden hemencecik geçtik, arkamızdan da annem geldi sırtında çantasıyla; çok tatlı gözüküyordu... Sıra gelmişti metroyu bulmaya. Bir iki defa sordum, tarif ettiler ama bulmakta zorlanıyorduk ki koskoca tabelaları farkettik. Metroya girdik. Biletçiden 3 adet bilet aldık ve baktık ki bizim gideceğimiz yöne giden tren birazdan kalkacak. Hızlı hızlı bir vagona bindik. İki genç bayan oturmuş sohbet ediyorlardı. Çantalarımızı yerleştirdik. Ve koltuklara kurulduk. Annemden biletleri aldım ve sağına soluna bakmaya başladım. Arka yüzünde koskocaman bir ok ve üzerinde "convalida..." ile başlayan bir cümle. Acaba onaylatmamız mı gerekiyor diye düşünüyordum, içimden de lütfen birşey olmasın diyordum; karşımızdaki hanıma derdimi anlatmaya çabalarken biletime baktı ve onaylatmanız gerekiyordu dercesine vücut dilini konuşturdu. Nerden diye sorunca, bana istasyonun başını işaret etti, "Acele edin, tren kalkmak üzere..." Nasıl alelacele çantaları sırtımıza atmızla kapıya koştuk. Cansu aşağı atladı ve kapılar kapandı!!! Açma tuşuna basıyorduk ama bir türlü açılmıyordu... Annem birden panikledi ve kapıyı yumruklayıp bağırmaya başladı. Çünkü Cansu'nun üzerinde cep telefonu ve pasaportu haricinde hiçbirşeyi yoktu. Evet bu büyük hataydı belki; bunu uçakta halletmemiz gerekiyordu ama böyle bir aksiliği düşünemezdik. Yan vagonun kapısı açılınca Cansu'ya binmesini işaret ettik. Ceza yesek bile birbirimizi kaybetmeyelim diye... Tam Cansu binecekken baktık başkaları da biniyor, o arada kendimizi dışarı attık...

Nasıl bir stresti anlatamam. Elim ayağım tutmuyordu. Kapının bloke olmasının haricinde yorgunluktan da bu kadar paniklemiştik belki de. Peron başındaki sarı kutular dikkatimi çekti. Herkes biletini onaylatıp öyle geçiyordu. Sonunda öğrenmiş olduk. =)) Bir banka yığıldık. Şekerli içecek birşeyler aldım. Cebimize 50-100 € gibi bişiler sıkıştırdık ve sakinleşmek için beklemeye başladık. Bize iyi bir ders oldu. Diğer trenle de gidebilirdik, niye acele etmiştik ki? Neyse diğer tren gelmek üzereydi. Biletlerimiz de onaylanmıştı. Başka bir biletçi daha farkettim. Bu sefer de acaba aldığımız biletler farklı mı, daha ucuz-pahalı mı soruları kafamı yemeye başlamıştı. Sıranın kenarından sordum;

"Posso una domanda? [Bir şey sorabilir miyim]"

"Si, ma cinque euro =))) [Tabi, ama beş avro]"
{Arada gülüşmeler....}

"C'é differenza tra il tuo e il mio biglietti? [Benim biletim ile sizinki arasında herhangi bir fark var mı?]"

"No [Hayır]" Tabii ki yoktu sadece 2-3 adet biletçi koymuşlar sıra uzamasın diye.


Trenimiz geldi, boş koltuklar bulduk ve iyice kurulduk. Çantamdan çıkardım benim biricik çocuğumu ve bastım denklanşöre. Tabi Canon'umu yeni aldığım için kullanma kılavuzuna bakmaya bile fırsatım olmadı. Otomatik ayarda çektim birkaç tane. Ayarlarını çözünceye kadar böyle idare edeceğiz.



Aradan yarım saate yakın bir zaman geçti ve rayların arasında bir tabela gözüktü nihayet: "Roma Termini"

Siamo arrivati!!!! [Geldik]

20 Kasım 2008 Perşembe

Geziye Hazırlık.....

Eğer sizde bizim gibi yıllardır düşleyip, bloglardan deneyimli insanların yorumlarını takip edip muhteşem bir gezi düşlüyorsanız; mutlaka paranızı biriktirin ve doğru yola çıkın... Dönerken bile ayaklarınız geri geri gidecek, en karmaşık şehirde bile daha fazla zaman geçirmek isteyeceksiniz... Interrail, bizim için Amerikan rüyası kadar ütopik birşeydi. Çok keyifli olduğuna şüphe yok ama çok da korkutucu geliyordu. Özellikle de Beyoğlu'ndaki hosteller gözümüzün önüne geldiğinde....

Biz mi?? Tabii ki kızkardeşim, annem ve kendimden oluşan küçük bir kızlar grubu... Hem aynı hem de tamamen ayrı fikirleri ve beğenileri olan, zıt değil ama farklı karakterlerde üç kız... En büyük ortak noktamız; gezmeyi çok sevmemiz...

Yukarıda da dediğimiz gibi annemin önceliğinde ortaya atılmış olan bu fikri gerçekleştirmek ve fiyasko olmasını önlemek için 2 ay kafa patlattık...

Öncelikle uçak bileti baktık. Annemlerin kredi kartı alışverişleri sonucu, damlata damlata göl yaptıkları puanlardan biletlerimizi gidiş - dönüş ücretsiz edindik... Ama tabi ki tatil, gezi, özellikle de yurtdışı denildiğinde masraflar uçak biletiyle bitmiyor; aksine başlıyor... Çünkü havaalanı vergileri, ıvırıydı zıvırıydı planladığınızdan daha pahalıya çıkmanıza sebep oluyor. Özellikle dikkat etmekte fayda var. Schengen vizesi için İtalya Konsolosluğu adına IDATA'ya başvurmak gerekiyor. Bu noktada bir dipnot geçmek istiyorum. Ülkeye giriş - çıkışlarda bir takım uygulamalar sıkça olmamakla birlikte zaman içerisinde değişiklik gösterebiliyor. O yüzden internet sayfalarından veya İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün sitesinden uygulamaya konan son yeniliklere kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Daha önceden Schengen vizeniz varsa işleriniz çok daha kolay yürütülüyor. Özellikle evrak konusunda aşırı titiz olan annem, daha önceden Schengen için yapılan başvurularda istenilen belgelerin orjinalleri ile birer kopyalarını saklamıştı. Böylelikle işlerimiz daha da kolaylaştı. Sadece güncel olması istenilen evraklarımızı tamamladık ve diğerleriyle birlikte, gidiş tarihimizden 2 hafta önce vizeye başvurduk.

Dedim ya bizim için Amerikan rüyası gibi bir şeydi diye... 10 - 12 gün olarak düşündüğümüz gezi, önce 15'e sonra da 18 güne çıktı. Gitmişken görmeden dönülmez diyerek geziyi epey uzattık. Gezi Ekim ayına da sarkacağından havanın bozması ihtimaline karşı daha kalın giysi almamız gerekecekti ve bu da daha çok yük anlamına geliyordu. Üstelik gezinin uzaması yol, yeme -içme ve konaklama masraflarımızı da iki katına çıkarıyordu. Battı balık yan gider hesabı biz planlamaya devam ettik. İşimi çok sevdiğim halde; sabah 8.30 - akşam 18.00 arası çalışmak, akşam eve geldiğimde _ki benim gibi dağ başında otuyorsanız ve tarihi yarımadada çalışıyorsanız_ kafamı kaldıracak halim kalmıyordu ama malesef gece yarılarına kadar gezi güzergahımıza karar vermeye çalışıp, bir yandan da hostellere, tren saat ve güzergahlarına bakıyorduk... Normalde interrail gezginleri, indikleri yerde hostel arar ve uygun fiyata buldukları yere yerleşirler. Ellerinde interrail bileti de sadece trenin içinde kalabilmek için geçerlidir. Boş buldukları herhangi bir yere yerleşebilirler ama her zaman ayakta kalma riski de vardır. Rezervasyon için de 3 ila 20€ arası bir ücret talep edilebilir. Biz, problem yaşamamak için hostellerde mutlaka rezervasyon yaptırmaya karar verdik. Üstelik her yıl Devlet Demir Yollarının belirlediği kurdan hesaplanarak satın alınan interrail biletlerinin kuru, bizim baktığımız dönemde 2,40 YTL idi. Astarı yüzünden pahalıya gelecekti. Üstüne ekstra rezervasyon yaptıracaktık. İnternetten baktığımız kadarıyla tren biletleri gayet uygundu, İtalya içinde. Dolayısıyla şehirler arası seyehatlarımızı normal biletler alarak yapmaya karar verdik.

Uçak biletimizi Roma Gidiş - Viyana Dönüş şeklinde almıştık. Yakınlarına kadar gidip de Erim'i görmeden dönmek olmazdı. =))) İlk 4-5 günün planlanmasında bi problem yoktu, ya da döneceğimiz 4-5 günde... Aradaki bölümde sorun çıkıyordu ve oturtamıyorduk. Sonunda annemin dahiyane bir fikriyle kendimize geldik. Roma'dan sonra güneye Napoli'ye oradan gece treniyle Milano'ya gidecektik. Milano'dan sonra uzun bir yolculukla Portofino'ya, ordan gene uzun bir yolculukla Pisa'ya gidecek birkaç saat gezip Floransa'ya gelip nihayet dinlenecektik. Plan yorucuydu, daha düşünürken bile insanın aklı karışıyordu ama başka da çare yoktu. Ben Pisa'da, annem de Portofino'da ısrar ediyordu. Cansu ise çoktan Nice - Monaco sevdasından vazgeçmişti.

Floransa'dan sonra Bologna'ya gidecek, gündüz orayı gezip akşam üstü Ferrara'da konaklayacaktık. Sonraki gün de Venedik'e hareket edecektik. Aşıklar adası, Venedik... Viyana'ya da oradan gece treniyle geçecektik yine ve Erim'ciğim bizi karşılayacaktı.


Plana yavaş yavaş ısındık. Gerçi başka çıkar yolu da yoktu. =)) Neyse bu sefer de hostel dedimiz başladı. € bir yükselip bir düşüyordu. Annem bir hafta boyunca gün boyu vaktini bu sitelerde geçirdikten sonra, en uygun fiyatlı ve en güzel olanlarını akşamları bana gösteriyordu. Gitmemize bir ay kalmıştı ama ortada ne rezervasyon ne de vize vardı. Elimizdeki uçak biletleri kenarda duruyordu. Üstelik tam o aralar annemin arkadaşlarıyla aylar öncesinden planladıkları Karadeniz turu denk geldi. Annem dönünceye kadar, hostel seçeneklerini azalttım. Döndüğünde de 2-3 seçenek arasından seçip seçip rezervasyonları sırasıyla yaptık.

Tabi bu rezervasyonlar için mutlaka kredi kartı bilgisi isteniliyor. Sadece önlem olarak... Bunun haricinde kartınızı internet kullanımına açtırmak, şifreler vermek gibi zorunlu bıdılar istiyorlar. Eğer bizim gibi aceleniz de varsa çok sinir bozucu işler... Neyse ki herşey sizde bitiyor. Eğer kafanızda ne yapacağınızı tam olarak planlarsanız, olabilecek küçük aksilikler kararınızda büyük yanlışlıklara sebep olmaz. Vizeden 3 gün önce rezervasyonlarımızı da yaptırdık ve hemen başvurduk.

Evett, herşey hazırdı. Çantaları hazırlamak en zoruydu belki de... Çünkü Eylül sonu yola çıkıp Ekim ortasında geri dönecektik. Üstelik Eylül dönemini güneyde geçirip, Ekim'in ortasında kuzeye varacaktık. Mont mu almalı, hırka mı, yoksa kaban mı almalı, Viyana'da kar yağmaya başlamış mıdır, Napoli çok sıcak olur mu? Öyle abuk bi durumdu ki... Çantam 35+10 litrelik olan sırt çantalarındandı ama ince ve uzundu. Terminal-hostel arasındaki yürüme mesafelerini çok iyi bilmediğimiz için zorlanır mıyız, sırt çantası mı daha iyi yoksa çek-çekli çanta mı??? Bu konuda herkes başka bir fikir öne sürüyordu. Trenlerde yolculuk etmiş deneyimli arkadaşların sırt çantalarıyla çok rahat ettiklerini, diğer yandan kimisinin de diğer türlü çantayla da gayet rahat seyehat ettiğini öğrendik. Kafamız karman çormandı. Sırt çantasında ısrar ettim, çünkü çek-çeklileri herhangi bir aksilikte elde taşımak gerekecekti ki bu da çok dezevantajlıydı. Düşünmediğimiz şey, çok eşyamız olduğu ve İtalya'nın 3. Dünya ülkesi olmadığıydı. Her türlü çantayla rahat ediliyor. Sadece az giysi götürmeniz bile sizin en büyük konforunuz oluyor. 18 gün boyunca yalnızca 2 kot pantolonumu kullandım. 3.sü gereksizmiş. Daha yaz ayları olsaydı, sadece şort ve 1 kot da yeterli olurdu. Ayrıca 4-5 adet kolsuz t-shirt, 2-3 kısa kollu t-shirt, 5-6 adet çorap, 2 ince kazak, 1 polar sweatshirt, 1 kalın ve uzun hırka, 1 yağmurluk götürdüm. Kendimi hep soğuk havaya göre hazırladım. Çünkü Eylül'den itibaren Viyana'da hava soğumaya başlıyordu. Kabansız o soğukta donarım diye düşünmekten kendimi alamıyordum. =))) Ve çantaları hazırlarken anladık ki interrail özellikle yazın yapılıyor olmasının asıl sebebi, az giysi alabilmekmiş... =))

Son gece çantaları yerleştirdik. Daha şimdiden hiçbirşey sığmıyordu. Kavga dövüş fermuarlarını çektik. Çantama, her halikarda gerekebilir, alışveriş yaparsak içine koyarız diye küçük bir de el çantası tıkıştırdım. Saat sabahın 3üydü. Uçağa birkaç saat vaktimiz daha vardı. Biraz dinlenmek iyi gelecekti. Zira daha geziye gitmeden kendimizi paralamıştık. Çok heyecanlıydım... Dil konusunda problem yaşayacak mıydım yoksa hava yağmurlu olur muydu, etrafı verimli bir şekilde gezebilecek miydik??? Aldığım gezi rehberi faydalı mı yoksa bana yük mü olacaktı?? Çünkü gerçekten de kalın bir kitaptı... Vedremo =))) Göreceğiz....

Ciao Italia, io vengo... [Merhaba İtalya, ben geliyorum...]

12 Kasım 2008 Çarşamba

Blogger olmak!!!

Sonunda ben de bir blogger oldum.. Önceleri, Hotmail Spaces ile kendimi avutmaya çalıştım. Ama okul, dersler, iş derken herşey yarım kaldı ve sonunda yetişemediğim için blogumdan vazgeçtim. Bu sene yeni bir başlangıç yapıp, temiz bir sayfa açmaya karar verdim(!).. Bazen yeni bir şeyler yapmak, hayatın rutinliğini atıyor sanırım.. Sadede gelicek olursak, anlatmaya Ramazan Bayramı'nda yaptığım interrail gezisinden başlayacağım. Belki sadece bu geziyle kalır, belki de çenem iyice düşerse devamını getiririm.. Belki de İstanbul ile devam ederim... Kendi şehrimizde turist kadar bile gezmiyoruz ya, en çok ona hayret ediyorum... =)))