Aslında Portofino'ya gideceğimiz günün gerçekten bizi bitirecek kadar yoracak bir gün olacağının farkındaydık ama insan zaaflarına bazen engel olamıyor. Dibine kadar gidip de görmeden dönmek çok üzücü olurdu. Buna rağmen tren garında boşalttığım sinirlerimi yerine yerleştirmeye çalışırken aslında tek istediğim şey evde olmak, sıcak bir banyonun ardından gevşemiş bir halde romantik-komedi film film izleyip tatlı bir rüyaya dalmaktı... Malesef her zaman istediğinizi elde edemediğiniz gibi mücadele de etmeniz gerekebiliyor. Siz isteseniz de istemeseniz de... Pazardan dönerken taşımaya yarım saat dayanamadığım poşetleri düşünüyorum da, sırtımdaki 9 kiloluk çanta ve omzumdaki 1-2 kiloluk küçük çanta mecburen yanımda götürmek zorunda kaldığımda 'düşünüldüğü kadar da ağır değilmiş' dedirten cinsten durumlardı....
Neyseki trenimiz geldi ve biz kendimizi bir vagona attık. Açıkçası gezimiz boyunca ilk defa bir ara duraktan biniyorduk. Hızlı bir biçimde trene bindik ki kaçırmayalım... Sonra iyi bir yerde kendimize koltuk bulduk ve eşyaları yerleştirip yayıldık. Hala sinirliydim, kesinlikle bunu içimde hissedebiliyordum. Sakin durursunuz da, içiniz öfkeden köpürmeye devam eder.. Öyle bir durum. Sebebini çözemesem de bunun planlarımın dışında gelişen olaylara karşı olan hassasiyetime yorgunluk, dizimdeki sakatlık, zaman ve para sıkıntıları eklendiğinde durumumun gayet de olağan olduğunu kabullenmeye çalıştım. Aslında annem de bunda sinirlenecek veya bu kadar kendini üzecek bir durumun olmadığını birkaç kez tekrarlamış olsa da asıl mesele benim durumu kontrol altında tutamıyor olmama duyduğum sıkıntıydı ve tabi ki bu da kendimde aşmam gereken bir durumdu. (Interrail bir kez daha zayıf noktadan bulup yakalamıştı işte...)
Trene binince yine defterimi çıkartıp seyahatnamemi doldurmaya başladım. İçine kısa notlar şeklinde yazıyordum ve bugün farkediyorum ki o gün duygularımı tüm olağanlığıyla ifade edememişim. Kendi seyahatnameme bile... :) Yazmaktan sıkılınca kitabımı karıştırmaya başladım ve konuyu gitmekte olduğumuz yere çevirdim ki annemin de Cansu'nun da keyfini daha fazla kaçırmamak için...
Ortaçağ'ın büyük bölümünde, deniz filoları sayesinde Pisa, Batı Akdeniz'e hakimmiş. 12. yy'da İspanya ve Kuzey Afrika ile yaptığı ticaretler Pisa'yı zenginleştirmiş. Duomo, Vaftizhane ve eğik Pisa kulesi olarak bildiğimiz Campanile 'de bilimsel ve kültürel devrimin temelleri atılmış. Kent özellikle II. Dünya Savaşı'nda bombardıman sırasında çok hasar görmüş.
Aslında Pisa'da görülecek en turistik mekanlar Piazza dei Miracoli'de yer aldığından çok fazla vaktimizi almayacaktı buraları görmek. Aslında kentin içini daha çok gezebilmek çok hoş olurdu ama başka vaktimiz de yoktu, açıkçası. Yalnızca bir saat için de çantaları emanete bırakmak çok işimize gelmedi. Önce yürüyelim dedik ve yolda gördüğümüz 10 yaşlarında, bisikletli iki yakışıklıya sorduk, tarif ettiler ama baktık olacak gibi değil, atladık bir otobüse.
Rüzgar sert esmese de çok uzun süre kaldığınızda üşüyebileceğiniz cinstendi ve hava resmen bulutlardan kapanmıştı. Hem otobüs biletlerini dönüşte kullanabilmek için hem de Floransa'ya çok geç vakte kalmadan varabilmek için hızlı bir şekilde hareket ediyorduk. Otobüs tam meydanın önünde bıraktı bizi.
Cansu'yla içerideki tablolara bayıldık. İçerisi pek çok Duomo'ya oranla çok ama çok sade olmasına karşın inanılmaz derece güzel, muhteşem tablolar ile zenginleştirilmiş. Çok sade bir tuvalet giyip çok şık elmas bir parça takarsınız ve kimse gözünü sizden alamaz ya işte aynen öyle... Cansu'da "Sanat Kitabı"nın olması da ayrı bir şanstı. Herkes bir tane edinmeli diye düşünüyorum. Birçok önemli yapıt hakkında çok hoş bilgiler bulabiliyorsunuz.Çıkışta annemi yorgun, basamaklarda çantalarla başbaşa oturmuş bizi bekler halde bulduk. Artık gitmek gerekiyor du. Hava resmen kararmaya başlamıştı ve rüzgar şiddetini arttırmıştı. En nihayetinde artık orta İtalya'daydık ve daha karasal bir iklimi vardı. Dolayısıyla gece-gündüz ısı farkının daha fazla yaşandığı bölgeler. Meydanın kapısından çıkıp durağa gittik ve otobüsün gelmesini bekledik. Saat 7'ye geliyordu ve gelen ilk otobüse atladık. İçerisi çok doluydu ama yapacak birşey de yoktu. Türkiye'nin belediye otobüsleriyle elbetteki kıyaslamıyorum ama çantalarla zor oldu. Neyse efendim, tren garına gelip birer bilet aldık ve tren gelir gelmez de bindik. Günün son durağı Floransa....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder