
İlk ziyaret noktamız, La città del Vaticano. Hızlı adımlarla metroya yürüdük ve sabah işe gidenlerle birlikte düştük yola. Metro Vatikan'ın çok yakınına kadar gidiyor. Aslında Paris ile karşılaştırıldığında bir fransız metro sistemini burada bulamıyorsunuz. Çünkü Roma'da 3 metro hattı var ve çok da fazla durak olduğu söylenemez... Bu arada gitmeden evvel aldığım kitap bana çok yardımcı oldu. [Daha sonra hangi kitap olduğunu da yazarım.] Buradan birkaç bilgiyi sizlerle paylaşıcam.
Vatikan, İtalya'nın yarımadadaki toprakları içinde sıkışmış enklav (bir başka ülkeyle tümüyle kuşatılmış) ama bağımsız bir Avrupa ülkesiymiş. Burayı biraz daha açıklamak ve İtalya ile ilgili küçük bir dipnot vermek istiyorum: İtalya Cumhuriyeti sınırları içerisinde La città del Vaticano haricinde; San Marino adında başka bir enklav ve bağımsız bir Avrupa ülkesi daha mevcut imiş. Ayrıca doğrulundan emin olmamakla birlikte, aldığım bir duyuma[aslında duyum bile denemez dedikodu gibi bişi =))] göre; Birinci Dünya Savaşı sırasında İtalya savaşa girince San Marino da savaşa katılmış. Savaş sonucunda tüm ülkeler bir araya gelip aralarında barış antlaşmaları imzalamışlar ve ateşkes sağlanmış. Ama San Marino bu sırada unutulduğundan, Türkiye ile karşılıklı ateşkes antlaşması o dönemde imzalanamamış. Sonuç olarak iki ülke arasında fiili olarak bir sorun olmasa da hala savaş halinde gözüküyormuşuz.
İlk duyduğumda bana oldukça enteresan gelmişti ama; hadi ama İtalyanlar ve Türklerden bahsediyoruz... Doğruluk payı yüksek olabilir... =))) Bir başka dipnot da Campione d'Italia bölgesi günümüzde İsviçre sınırları içinde kalmış İtalya Cumhuriyeti'nin bir eksklavıymış (ana topraktan ayrı mülkiyet). Oldukça üzücü bir durum olmalı...
İçerisi oldukça kalabalıktı. Dünyanın her yerinden binlerce turist vardı. Kilise girişinde de epey bir sıra vardı ama çabuk ilerliyordu, kaynak yapmaya gerek kalmadı. Eylül sonu özellikle turist sayısı yaz aylarıyla karşılaştırıldığında oldukça az olmalı. Ona rağmen kalabalıktı ama kendi gezimizin keyfini sürebiliyorduk rahat rahat...
Constantinus, İS 324'de mezarın üzerine bir bazilika yaptırmış. Eski kilise 15. yüzyılda yeniden inşa edilmiş ve yapı 16. ile 17. yüzyıllarda çeşitli mimarlarca geliştirilmiş. Yeni kilise 1626 yılında kutsanarak hizmete açılmış. Carlo Moderno tarafından tasarlanan önce cephe o kadar büyük ve heybetliydi ki tüm algıları yok edebiliyor. İncil'den sahnelerle bezeli bronz Filarete kapıları eski bazilikadan alınmış. Kutsal kapılar yalnızca kutsal yıllarda kullanılırmış. Girişin iki yanına yine Carlo Moderno tarafından birer atrium tasarlanmış. Papa, tam ortada yer alan kütüphanenin penceresinden meydanda toplananları selamlıyormuş.
Katedralde, bazıları 4. yüzyıl tarihli bazilikadan kurtarılmış, diğerleri Rönesans ve Barok sanatçılara yaptırılmış çok sayıda sanat eseri yer alıyormuş. Ana yapı Michelangelo'nun tasarımı kubbenin altında; Bernini'nin eserleri olan altar, dört azizin taşıdığı ve bir zamanlar Aziz Petrus'un ilk vaazını verdiği koltuğa ait olduğu sanılan parçalardan yapılmış bir koltuk ile apsisteki büyük kürsü çok çarpıcıydı.
Her Papa, kendisi için bir bölüm, eklenti veya değişiklik yaptırmış. Ama içlerinde en çok Bernini'nin Papa VII Alexander için yaptığı anıt beni etkiledi. 1678'de tamamlanan eser, ünlü üstatın San Pietro'daki son çalışmasıymış. Gerçek, adalet, Yardımseverlik ve Basiret'in alegorik figürleri arasında, Papa Chigi de yer alır. Sanatçı malzemeyi, öyle güzel kullanmıştır ki, adeta bir kumaş gibi algılanır. O kadar etkilenmiştim ki ilk gördüğümde, şaşkınlığımı gizleyemedim... Ağzım bir karış açık kaldı.. Bu konuda şaka yapmıyorum, dakikalarca ağzım açık gezmişim; dışarı çıkarken farkettim... =)))Neyse efendim, Basilica San Pietro inanılmaz güzeldi. Malesef otomotik modda çekim yaparken flaş patlattığı için fotoğraflarım rezalet çıkmış. Ama sınır tanımadığım için sizlere birkaç fotoğraf internetten bulup koyuyorum... Kilisenin içi genel olarak çok etkileyici, bana biraz da Cevahir alışveriş merkezini anımsattı. Ne alaka dediğinizi duyuyorum ama, şöle açıklayabilirim: zaman içinde birçok mimarın eli değdiğinden ve her papa ev sahibesi gibi mutlaka yeni bir mimari çalışma yaptırdığından içerisi çok karmaşık bir hal almış. Çok sayıda apsisi olduğu için içeride sürekli yeni bir mekan keşfediyorsunuz... Cevahirde de aynı o şekilde oluyor, ana aks haricide arka taraflarda çok sayıda dükkan bulunduğu için hiçbir zaman tam anlamıyla mekanı gezdiğinize kanaat getirip tatmin olamıyorsunuz. =))))
Basilica'dan çıkınca meydanda fotoğraflar çektik. Çok enterasan bir durum açıkcası. Çünkü meydandan birkaç adım atıp kaldırımı geçince Italya Cumhuriyeti'nde, aksi yönde yürüdüğünüzde ise Vatican topraklarında oluyorsunuz. =))) Piazza di San Pietro, Bernini tarafından 1656 - 67 yılları arasında düzenlenmiş ve meydan Via della Conciliazione ile Roma'ya yani İtalya'ya bağlanıyor. Neyse, meydandan çıkınca Vatikan'ın müzesine gidelim dedik ancak ne mümkün.
Her yerde ilginç renk ve modelde formalı askerler... Özel izin ile giriliyormuş. Başka ne olabilirdi ki zaten. Cansu hemen Sistine Şapeli'ni önerdi. Adem'in Yaratılışı tablosu favorilerimizdendir. Mutlaka görmeliyiz dedik. Ama Sistine Şapeli ile Raffaello Odaları zaten Vatikan Müzeleri içinde yer alıyormuş. Giriş 16€ idi. Aslında girip görülebilirdi, ama zamanımız çok ama çok kısıtlıydı. Saat 10u geçiyordu ve biz geziye yeni başlıyorduk. O an farkettik ki, Roma'ya en az 1-2 gün daha ayırmak gerekiyormuş. Özellikle önemli müzeleri ya da mekanları görmeden geçiyor olmak, içime oturdu. İstanbul'u; Dolmabahçe, Yıldız, Topkapı Saraylarının içini görmeden gezmeye benziyor. Günlük bilet almıştık ama ikinci durağımız çok yakın olduğu için yürümeyi tercih ettik. Tempomuzu arttırıp Castel Sant'Angelo'nun önüne geldik.
Arkası yarın =))







