20 Kasım 2009 Cuma

Casanova'nın şehri Venezia....


Adı Giacomo GiralomoCasanova... evrensel olarak kadınların gönüllerini fethetmedekibecerisiyle tanınır. Otobiyogrofisinde 'Histoire de ma vie' HayatımınHikayesi, tam 122 kadınla yattığını yazar. 1725'te Zanetta Farussi ileGaetano Giuseppe Casanova aktörlerinin oğulları olarak Venedik'te doğar.Casanova soyadını biyolojik babasından değil, annesinin kocasından almıştır.Gerçek babası Michele Grimani olarak bilinen Patrik ailesinin bir üyesiymiş vebir zamanlar ikisinin de çalışmış olduğu San Samuele tiyatrosunun sahibiymiş.Sevgili Casanova'yı anmadan, bir Venedik düşünülemezdi. Toskana'yı geridebırakıp Venedik'e yola çıkmıştık. Yola planladığımızdan da erken çıktık. Akşamüstü bineceğimiz trenin saatini değiştirip sabah 9.30'da bindik.Dolayısıyla Venedik'e 11'de erkenden vardık. Aslında hazır erken yolaçıkmışken, Verona'yı da görsek mi diye düşündük ama vazgeçtik. Yol parasıyerine, Venedik'te bir restoranda oturup güzel bir yemek yiyebiliriz diyedüşünmüştük. Şimdi düşünüyorum da Verona'yı görmek güzel olurmuş. Ama gelin sizlere kitabımda yazdığı kadarıyla Venedik'i anlatayım biraz.


İtalya'nın doğuya açılan kapısı olan Venedik, 10. yüzyılda bağımsız bir Bizans eyaleti olmuş. Doğu'yla sürdürdüğü ticari bağları ve 1204'teki Haçlı Seferleri'nde elde ettiği zaferle Avrupalı ve Osmanlı rakipleri karşısında büyük bir zenginlik ve güç kazanmış. Venedik dünya üzerindeki eşsiz şehirlerden biridir, yazıyor kitabımda. Hayran olmamak elde değil. Adriyatik Denizi'nin gelgit sularının ortasında, bir dizi sığ adacığın üzerine kurulmuş olması ve düzenli olarak taşkınlara uğraması gibi olumsuzluklara karşın ayakta kalmayı başarmış. Ortaçağda başarılı düklerin yönetimi altında, gücünü Akdeniz'den Konstantinopolis'e kadar genişletmiş. Zenginliğinin benzersiz örnekleri, şehrin dört bir yanını süsleyen sanat eserlerinde ve mimarisinde kendini gösteriyordu. Tek başına San Marco'nun zenginlikleri bile Venedik'in 12. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar dünya çapında bir güç olduğunu gösterir. Venedik, Avrupa devletleri karşısında gücünü yavaş yavaş kaybettikten sonra, 1797 yılında Napoléon'a yenik düşmüş, 1866 yılında ise İtalya Krallığı'na katılarak ülkeye, tarihinde ilk kez birlik ve düzen getirmeyi başarmış. Günümüzde ise Venedik, yeni bir rol benimseyerek saraylar müzelere, mağaza, otel, apartman ve manastırlar ise restorasyon yapılan merkezlere dönüşmüş. 200 yıl içinde Venedik'i oluşturan doku çok az değişmiş ve her yıl 12 milyon turist ziyaret etmekteymiş. 


Ahhh Venedik ahhh... Herkesinrüyası... belki de her gelinin balayı hayali... =) ne olursa olsun,gerçekten büyülü bir kent. Adada kalmak herkesin hayali belki ama tüm oteller çok pahalı ve turizm şirketlerinin düzenlediği turlar da hep Mestre'deki otellerle anlaşmalı oluyor. (Mestre, Venedik adasının İtalya topraklarına kara ve tren yolu ile bağlandığı en yakın kent. Trenle Venedik'e gelirken Mestre'de de inebilirsiniz, adaya kadar da gelebilirsiniz.) Nasıl olduysa bulduğumuz otel, hem San Marco Meydanı'na çok yakındı hemde Mestre'deki otellerden fiyat olarak çok da farklı değildi. Biz de bu bulunmaz fırsatı kaçırmayıp Venedik'tekalmaya karar vermiştik. Dolayısıyla trenden inice upuzun bir biglietto kuyruğuna takıldık. Hazır otelimiz San Marco Meydanında, biz de kaybolmadan rahatçabuluruz diye vaporettoya binelim dedik. Ama fiyatlar dudak uçuklatancinstendi... Kişi başı kaç durak gidecek olursanız olun, 6,5€ idi. Madem erken geldik, 12 saatlik (14€) biletlerden alıp hem otele gidip eşyalarımızı bırakalım hem de adaları görelim dedik. Malum Venedik altı idari bölgeden oluşmakta: Cannaregio, Castello, San Marco, Dorsoduro, San Polo ve Santa Croce. Venedik haricinde de Lido di Venezia, Murano, Burano ve Torcello adaları bir lagün oluşturmaktadır. Enteresan bir coğrafya... 


Veee San Marco meydanındayız. Vaporetto meydanın uç bir köşesinde bıraktı. Meydana kadar daha yürünecek sonra meydan geçilecek, ardından da otel bulunacaktı. Her yerde turistik objeler, masklar satan bir sürü tezgah, herşey rengarenk, cıvıl cıvıl... Hava güneşli, sıcacık... Baylar bayanlar, sevgililerinizle mutlaka gitmelisiniz. Büyülü bir yer. Otelimize check-in yapıp eşyaları bırakıp çıktık. İlk hedef Lido adası... 

Lido di Venezia, size de ilk bakışta bir yerlerden tanıdık gelebilir. Sevimli tarihi villaların olduğu, Büyükada'yı andıran, gündelik yaşamın sessizce sürdüğü hoş bir ada. Ama etrafta kimsecikler yoktu. Farkında olmadan adanın gezilebilecek çoğu yerini gezmiştik bile. Öte yandan karınlar yavaş yavaş acıkmaktaydı, Murano'ya geçmek zamanı iyi kullanmak gerekliydi. Biz de limana gittik. Bekle bekle... vapur bir türlü gelmek bilmedi. Dayanamayıp oradan geçen denizci bir çocuğa sordum: "Come posso andare a Murano? (Murano'ya nasıl gidebilirim?)" Eliyle Venedik'i gösterip oradaki başka bir duraktan binmelisiniz, dedi. Burdakinde çalışma var, kapalı. Haydaa, o kadar zaman boşuna beklemişiz. Tabi hemen söylediği hatta atlayıp önce Venedik'e geri döndük. Sonra da Murano'ya giden feribota atladık, sandık! Meğerse adadan gelen vapurmuş, ters yönmüş! Bir sonraki durakta indik, bindik, indik... Nihayet Murano'ya varabildik! Çok sevimli bir ada ama kesinlikle sadece turistik. Venedik ile hiç alakası olmayan Murano'da dükkan vitrinlerine yapışıp kalabilirsiniz. Yaratıcı tasarımlar göz dolduruyordu. Ve Murano kesinlikle fotoğraflardaki gibi... çektiğiniz fotoğraflar üzerinde photoshopta oynamanıza hiç mi hiç gerek yok, hatta fotoğraf çekmeyi bilmeseniz bile harika fotoğraflar çekebilirsiniz. Elinizin altındaki malzeme çok zengin. Renkler ve ışık da kusursuz fotoğraflar çekmenize olanak tanıyor. Burano adası ise nispeten daha uzak olduğu ve gidip gelmesi epey süreceği için gitmekten vazgeçtik. Bu sebeple bir sonraki durağımız Mestre idi. 

Feribot ile Venedik'teki otobüs durağına, oradan da otobüsle Mestre'ye geçtik. Otobüste kendi aramızda hangi durakta insek acaba diye konuşurken, önümüzdeki adam bize dönüp Türkçe olarak merkez burası, isterseniz bu durakta, dilerseniz bir sonraki durakta da inebilirsiniz dedi. Çoğu kişiyle birlikte o durakta indik biz de. Adamın Türk çıkmasının şaşkınlığı içindeydik hala... Yani tabi ki olabilir de, beklemediğimiz anca çıkınca şaşırmıştık. Dükkanların, alışveriş merkezlerinin olduğu bir yere çıktık. Ve şansa bakın ki karşımıza H&M çıktı... Karnımızın açlığını bir köşeye bırakıp içeri daldık. Milano'dakinin aksine burda çok güzel şeyler vardı. Birkaç şey aldık ve tabi ki dükkanı biz kapattık. =) Buradaki insan gerçekten de çok tatlı, sıcakkanlı, güleryüzlü... Mağaza kapanmak üzereyken bile birşeyler bakıyoruz diye çalışan çocuklar tatlı bir şekilde kızdılar, biz topluyoruz siz dağıtıyorsunuz diye. =) 

Dışarı çıkınca nasıl acıktığımızı farkettik. Saat daha 8 olmuştu ama mağazalar bir İtalyan klasiği olarak çoktan kapanmıştı bile. İstanbul'un 7/24 canlı hayatını öyle arıyorsunuz ki böyle durumlarda. Neyse ki bir pizzeria bulduk da, birşeyler yiyebildik. Artık hava daha erken kararmaya başlamıştı. Ekim'in 7sindeydik ne de olsa. Biletlerin süresi dolmadan gecenin karanlığında Venedik'e giden bir otobüse atlayıp adaya, ordan da 1 no'lu vaporetto ile de San Marco Meydanı'na geçtik. 


Veee San Marco Meydanı.... Bizi muhteşem bir orkestra karşıladı. Nasıl romantik, nasıl duygusal parçalar çalıyorlar... Her yer ışıl ışıl... Kesinlikle nefes kesici anlardı. Tabi bu büyüleyici kısmı biraz açıklamak gerekiyor. Öncelikle meydandaki bu restoranlar, cafeler her ne olurlarsa olsunlar astronomik fiyatlara sahipler. Ayrıca orkestraları varsa, o astronomik hesaba bir de orkestra ücreti olarak hem de kişi başı(!) inanılmaz rakamlar ekleniyor. Tabi haliyle bu durum, tüm masaların meydanda başıboş oturduğu, insanların ise ayakta saçma sapan dikildiği manzaralara yol açıyordu. Orkestra istediği kadar insanların yüreğine dokunsun, bir kadeh şarap için 25-30€ ödemek de noluyor!!! Bir kahve içip kalkmanız bile size en az 50 liraya patlayabilir. Tabi insanları gerçekten birbirine karşı çok nazik. Birbirine son derece yakın olan orkestralar da mevcuttu. Müziklerin karışmaması için, her orkestra bir diğerinin ara vermesini büyük bir nezaketle bekliyordu. böylece tek mekanda birkaç orkestra birden dinleme olanağına sahip olabiliyorsunuz. 

İçimizden hiç gelmese de bu ışıltılı dünyayı yarına erteleyip odamıza döndük. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder