15 Kasım 2009 Pazar

Bir başka ortaçağ kenti: Ferrara....


İstasyondan indiğimizde aslında neyle karşılaşacağımızı hiç mi hiç bilmiyorduk. Elimde otelin krokisi, ana caddeden geçen bir otobüse atladık. En yakın noktada da inip yayan devam ettik. Kalacağımız otel, tam tarihi kent merkezinin ortasında, araçların çok girmediği bir sokaktaydı. Odamıza yerleşip kendimizi sokaklara attık. Tarihi kent merkezi, surlarla sınırlandırıldığı için çok net. Dolayısıyla gezmesi de ayrı keyifliydi. İtalya genelinde az olmakla birlikte burada çok fazla bisiklet kullanıcısına rastladık nedense. 

Ferrara, tam bir ortaçağ kasabası. Açıkça söylemek gerekirse Siena bile daha büyük bir kent gibiydi, ancak burası tam bir kasaba. Daracık sokakları, iki katlı sıra sıra binaları ile çok sevimli bir yer. Ana meydana geldiğinizde zaten Castello Estense ve etrafını saran hendek ile dikkatleri üzerine çekiyor. Çok sade, gösterişsiz, ve aslında bu yalınlıkla gösteriş yapabilen bir kent denilebilir.  

Kitabımda tek bir sayfa ayrılmış burası için. Yani burada tek başınayız. =) Ama yine de anlatılacak çok şey var. D'Este Hanedanı, II. Nicolo'nun yönetimindeki şehrin kontrolünü 13. yüzyıl sonlarında ele geçirmiş. Papalık, 1598'de bu aileyi Modena'ya gitmeye zorlayıncaya kadar yönetim onların olmuş. Hanedan şatosu (Castello Estense), hendek, kule ve surlarıyla şehir merkezinde yükselmiş. Ferrante ve Giulio d'Este, I. Alfonso d'Este'yi devirmeyi planladıkları için burada zindana atılmışlar. III. Nicolo'nun karısı Parisina d'Este ise, üvey oğlu Ugo ile olan ilişkisi yüzünden burada idam edilmiş. Ortaçağ kentlerinin meydanlarında durup birkaç dakika hayal etseniz hiç zorlanmadan duyabilirsiniz görebilirsiniz yapılan idamları ya da insanların haykırışlarını. 


Tabi kent deyince insanın aklına nasıl kent meydanı geliyorsa, Duomo'lar da Avrupa'nın her yerinde meydanların en hakim noktasına konumlanan önemli yapılar olarak başta gelir. Ferrara Duomo'su, 12. yüzyılda Wiligelmus tarafından tasarlanmış Romanesk-Gotik bir kiliseymiş. Ön cephedeki rölyeflerde Son Yargı'dan sahneler betimlenmiş. Müzesinde ise Ayların Amelleri adlı mermerden bir rölyef dizisi (12. yy sonu), resimli iki org kapağı (1469), Cosme Tura tarafından yapılmış Aziz George ve Meryem'e Müjde ile Jacopo della Quercia imzalı Nar Ağacının Madonnası görülmeye değermiş  ama bizim gezebilecek zamanımız yoktu.


Size d'Este Hanedanı'nı da anlatmadan geçemeyeceğim. Bakalım ne dedikodular varmış... D'Este Ailesi, en parlak dönemlerini yaşadıkları ortaçağda Avrupa'nın en önemli saraylarından birini, despotluk ve Rönesans hamiliğinin bir karışımıyla yönetmişler. Alın size dedikodu: III. Nicolo, karısını ve onun aşığını vahşice öldürtmüş, I. Alfonso (1503-34) İtalya'nın kötülüğüyle ün salmış ailelerinden birinden gelen Lucrezia Borgia ile evlenmiş, I. Ercole (1407-1505) ise kendisini devirmeye çalışan yeğenini zehirlemeye çalışmış ve sonunda onu idam da ettirmiş. Bunlara karşın, d'Este Sarayı Petrarca, Tasso ve Ariosto gibi yazarlar ile Mantegna, Tiziano ve Bellini gibi önemli ressamları kendine çekmeyi başarmış. I. Ercole, Ferrara'yı yeniden inşa ettirmiş, Avrupa'nın en güzel Rönesans şehirlerinden birini yaratmış...

Ferrara'nın yalnızca tarihi kentini gezecekseniz ve müzelerinde oyalanmayacaksanız birkaç saat içinde gayet güzel keyfine varabilirsiniz. Biz de etrafı dolanıp mağazalara baktık. Çevrede çok insan yok. Yorgunluk da iyice çökmek üzereyken Castello Estense'nin köşesinde bir cafe-bar gördük. Hava hafif serin ama ılık çok hoştu. Annem her zamanki gibi kahvesini söylerken, biz Cansu'yla birer bira ve cipse artık hayır diyemedik. Siparişlerimizi alan barmen meğerse Yunan imiş. İstanbul'dan geldiğimizi duyunca yüzü aydınlandı resmen. Sohbet ettik ayak üstü. 


Orta İtalya bölümünü bitirirken notlarımdan birkaç cümle aktarmak istiyorum. Siena, Pisa, Firenze, Bologna ve Ferrara ile yaptığımız ORTAÇAĞ turu aslında kendimi çözümlememe çok yardımcı oldu. Hayallerimdeki İtalya da tam böyleydi aslında. Roma Dönemi'nin devasa yapılarının arasında kaybolmak yerine, daha insancıl boyutlardaki, sevimli dükkanları ve geçitlerinin arasında kendimi kaybetmek nedense beni daha çok çekiyor. Üstelik insanları, güneyliler kadar rüküş değil, ama sıcak kanlı; kuzeyliler gibi soğuk değil ama gayet modern ve düzgünler... Tam orta şekerli kahve gibiler.... =)) Ayrıca, Ferrara'da konaklamak da gerekmiyor. Biz Bologna aktarmalı bir gün geçirdiğimiz için bizim başka alternatifimiz yoktu açıkçası. İyi de oldu aslında, çünkü günlerdir hostelde her ne kadar rahat kalıyor olsanız da otelin konforu sizi bir başka rahatlatıyor, siz ne derseniz deyin... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder