30 Haziran 2009 Salı

Napoli - Centro Antico [30/09/08]

Nerde kalmıştık?? Hımm... Via Foria'ya çıktık ve Ulusal Arkeoloji Müzesini görmeye gittik. Yol boyunca da müze ile ilgili bilgi edindim. Dünyanın en önemli müzelerinden biriymiş. Müzeye ev sahipliği yapan bina 1500'lerde kraliyet askeri binicilerinin eviymiş. 17. yy'da yeniden inşa edilmiş ve Napoli Üniversitesi'ne verilmiş. IV. Ferndinand 1777'de, üniversiteyi eski Gesù Vecchio manastırına taşıyınca yapı yine Real Museo Borbonico ve kütüphane olarak kullanılmaya başlanmış. 1896 yılında mülkiyet hakkı halka verilmiş! :) 1980 depreminde koleksiyonlar zarar görünce günümüzde de devam eden restorasyon çalışmaları başlamış. Genellikle pazar günleri müzenin tamamı açık olmasına rağmen biz gittiğimizde müze geçici olarak kapalıydı. Aslında Pompei'den çıkarılan eserlerin çok büyük bir bölümü Pompei'de değil, bu müzede sergilenmekteymiş. Freskler, büstler, heykeller, tablolar, mozikler... Ayrıca sadece Napoli ve civarının değil, Roma'daki kazılardan bulunan eserler de sergilenmekteymiş.

Gitme şansınız olursa; Bahar Freski'ni görmenizi tavsiye ederim. Ben kitabımdaki fotoğrafından bile oldukça etkilendim. Eminim ki aslı çok daha güzeldir. Seneca'nın Büstü, Pompei'deki Faun Evi'nde bulunan mozaikte Pers kralı III. Dareios'u İÖ 333'te yenen Büyük İskender'in betimlendiği İskerder'in Savaşı adlı mozaik, beyaz camdan kesilerek vazoya yapıştırılan üzüm toplayan melek figürlerinin incelikle işlendiği, Pompei'deki bir mezardan çıkarılmış değerli taş işleme sanatının muhteşem bir örneği olan Mavi Vazo, Agamemnon'un kızı Iphigeneia kurban edilmeye hazırlanırken Artemis'in kızın yerine bir geyik koyarak kızı kurtamasının betimlendiği Iphigeneia'nın Kurban Edilişi adlı mozaik, Roma'daki Caracalla Hamamları'ndaki kazılardan çıkarılarak sergilenmeye başlanan İÖ 200'de Dirke'yi bir boğanın boynuzlarına bağlayan Amphion ile Zethos'un betimlendiği, en büyük heykel grubu Farnese Boğası, Lysippos'un Yunan heykelinin Roma kopyası ve Napoléon'un 1797'de Napoli'den ayrılırken almadığına hayıflandığı rivayet edilen Farnese koleksiyonundaki en güzel heykel olan Farnese Hercules'i, Bourbonlar döneminde utanılan Pompei ve Herculaneum'un erotik eserlerinin yer aldığı Gizli Oda müzede mutlaka gözülmesi gereken önemli eserler olarak kitabıma not düşülmüş. :)

Müze, caddenin denize doğru inen diğer bir cadde Via E. Pessina'ya bağlandığı köşede. Piazza Dante'ye kadar inip buradan içeri doğru attık kendimizi. Via B. Croce ve Via Tribunali caddeleri etrafında dönen ve tarihi önemli yapıların yoğunlaştığı bir alan burası. Ara sokaklarında gezerken Napoli Güzel Sanatlar Üniversitesini de keşfettik. İçeriyi şöyle bir dolaştıktan sonra önemli eserlerin kopyalarından oluşan heykel bölümü öğrencilerinin çalışmalarının sergisini gezdik.

Sonra Piazza del Gesù'ya gelip ünlü Gesù Nuovo'yu görelim dedik ama saatler öğlene geldiği için kiliseler yavaş yavaş kapanmaya başlamışlardı. Kapılarında siesta saatleri yazıyor. Ama genellikle akşam 17.00'dan sonra açılıp 19.00'da yine kapanıyorlardı. Taş işlemeli ön cephesine hayran kaldım. Gezimin ilerleyen zamanlarında da benzerlerini gördükçe öğreneceğim gibi 15. yy Severini sarayından bozma bir 16. yy cizvit kilisesiymiş. İç mekanın 17. yy dekorasyonu da Cizvitlilerin eseriymiş. Vikipedi'den kısaca Cizvitlerin kim olduğunu da söyleyelim: "1534 yılında Ignatius Ignatius of Loyola tarafından kurulan katolik tarikatı üyelerine cizvit denilmektedir. İlk kurulduğu zamanlarda roma katolik kilisesinden kabul görmemiştir. Ancak kısa süre içersinde protestanlara ve İngiliz Anglikan mezhebine karşı sert tutumları ve bunlar aleyhine yaptıkları çalışmalar nedeniyle kilisenin ve papalığın beğenisini kazanmışlardır. Bu beğeni, kilisenin tarikatı açıktan desteklemeye başlaması ile ilk meyvelerini vermiş, alınan destek sayesinde tarikat kısa sürede hem ekonomik hem de politik olarak büyük güç kazanmıştır. Bu dönemde cizvitler, kiliseye hoş görünmek için özellikle afaroz edilenlere karşı çok acımasızdılar. Tarikat üyeleri her zaman göze batmadan her türlü toplum içersinde, o toplumun insanları ile aynı düzeyde ve uyum içersinde yaşarlardı. Tarikat, ilk gününden itibaren hep uzun vadeli hedeflere yönelmiş, özellikle insana yatırım yapmıştır. Böylece çok kısa sürede avrupanın en önemli siyasi ve ekonomik gücü haline gelmiştir. Tarikata kabul edilen herkes mutlaka uzun ve ayrıntılı eğitimlerden geçirilir, ancak başarılı görülenler tarikatın fikir ve ideallerini öğrenebilirlerdi. Özellikle fakir ve yetenekli gençlere, kurdukları ya da destekledikleri özel okullar aracılığı ile çok iyi bir eğitim verdirirlerdi. Cizvitler fikirlerine karşı çıktıkları bir kurum ya da topluluk ile asla açıkça kavgaya girmezler, sinsi ve gizlice her türlü etkinlikte bulunarak o kuruluşu yıpratırlardı. 18. yüzyıla gelindiğinde cizvit tarikatı öyle bir hal almıştı ki hem avrupada ve hem de özellikle güney amerikada her önemli noktada cizvitleri görmek mümkündü. Ancak bu dönemde politik açıdan güçler dengesi papalık aleyhine dönmeye başlamıştı. Kilise azalan popülaritesini kazanmak ve yeniden güç odağı olabilmek için cizvitleri ortadan kaldırmak istedi ve 1773 yılında dönemin Papası tarafından tarikatının feshedildiğini ve dünyanın her yerinde roma kilisesi tarafından cizvitlere tanınmış olan tüm hak ve ayrıcalıkların kaldırıldığını ilan etti. Bu ilan ile birlikte cizvitler arasında büyük bir çözülme oldu. 1814 yılında yeni papa eski haklarını verdiğini açıkladığında bile bir daha toparlanamadılar ve hiç bir zaman eski hallerine dönemediler. Ancak katolik mezhebinin bir tarikatı olarak varlıklarını sürdürebildiler." (Vikipedi'den alıntıdır.)

Cizvit kiliselerinin özellikle cepheleri beni çok etkilemişti. Kilisenin içini görememek ve daha görülecek çok fazla kilisenin olduğunu, onların da içini gezemeyeceğimi farketmek canımı sıkmıştı ama yapacak da birşey yoktu. Gesù Nuovo'nun karşısında Santa Chiara vardı. Kilisenin kendine ait bir bahçesi vardı ve hemen içeri daldım. 14. yy'dan kalma kiliseyi II. Dünya Savaşı'nda bombaladıklarında orjinal Provence-Gotik yapısı ortaya çıkmış. İçeride Angevin hükümdarlarının mezarları varmış. Bahçesi sidik koktuğu için ordan hızlıca uzaklaştık. Böyle durumlarla sıkça karşılaşabileceğimiz için duvarlara değmeden yürümek en sağlıklısı diye düşündük :) ve Via B. Croce üzerinde ilerlemeye devam ettik. S. Domenico Maggiore'nin önüne gelince acıktığımız için birer pizza aldık ve dinlenirken etrafı keşfetmeye çalıştık. :) Herşeyden önce bu gotik kilise Napoli'nin Rönesans anıt ve heykellerini barındırıyormuş. Hemen köşesindeki Sant'Angelo a Nilo ise 14. yy tarihliymiş ve Kardinal Rinaldo Brancaccio'nun mezarı Rönesans döneminin ince bir örneğiymiş. Mezar'ı taa Pisa'da işleyip Napoli'ye gemiyle getirmişler. Kitabım, S. Domenico Maggiore'deki kutsal esya odasındaki İnancın Doruğu tavan fresklerini ve Cappelone del Crocifisso'daki ortaçağ tablosu Çarmıha Geriliş'i ile Sant'Angelo a Nilo'daki Donatello'nun yaptığı rivayet edilen Göğe yükseliş rölyefini sanki mümkünmüş gibi mutlaka görmem gerektiğini söyleyerek beni iyice sinirlendirdi. :) Ben sinir içinde pizzamı yerken bir anda kilisenin yanındaki binadan 14-15 yaşlarında bir sürü küçük genç kız ve oğlan dışarı dağıldı. Demekki sadece bizde değil dünyanın heryerinde dini yapıların yanına okul yapma uygulaması varmış diye içimden geçirdim ve hayretle bu yaştaki çocukların kızları arkalarına bindirip mobiletleriyle bağrış çağrışlar arasında uzaklaşmalarını seyrettim.

Pizzalarımız bitmiş, karnımız doymuş bir şekilde yola devam etmemiz gerektiğini farkettik. Zira öğleyi geçirmiştik ve daha görmek istediğim birçok yer vardı. Meydanı geçince sokağın adı değişti. Artık Via S. Biagio dei Librai'daydık. Daracık sokaklardı ve bu yüzden binaların cephelerini tam anlamıyla görmek imkansızdı ama yine de bu muhteşem yapıların bu şekilde aralarda kaybolmalarına üzülüyorduk. San Gregorio, San Lorenzo Maggiore ve S. Paolo Maggiore'yi görebilmek için kuzeye doğru yöneldik. :) Çocukluğumdan beri tahtakaleye, Mısır çarşısına ve arka taraflarındaki karmakarşık dükkanlarla dolu sokaklarında gezmeye bayılmışımdır. Burda da buldum mu böyle bir sokak. :) Ben yiyeyim yarım saat siz deyin bir saat. O sokaktan o kadar keyif aldım ki... Üstelik İstanbul'da görmeye alışkın olmadığımız bir sürü obje vardı. Tefler, ahşap kaşıklar, nole veya cadılar bayramıyla ilgili süsler, biblolar, presepiler* ve peperoncino'lar yani kırmızı biberler.... Çok ilginçti, her boy ve çeşitte, plastiğinden tutun da cam olanına kadar kırmızı biberler vardı. Dayanamadım ben de aldım bir tane; odamdaki yeşil telefonumun üzerini süslüyor artık. :)

Sokağa da adını veren San Gregorio Armeno arada kalmış bir gotik kilise. Hergün sadece sabahları açık oluyormuş. Dolayısıyla içini göremedik. Benedikten rahibeleri tarafından yönetiliyormuş. Kilisenin hemen bitişiğinde yer alan yapı da manastırıymış. Rahibeler hep soylu ailelerden geldikleri için alışık oldukları lüks yaşam tarzını burda da sürdürdüklerinden ün kazanmışlar. :) Barok iç mekan ise Luca Giordano'nun freskleriyle donatılmış. Sokağın sonuna ulaştığımızda San Lorenzo Maggiore ve S. Paolo Maggiore'yi de elbetteki kapalı oldukları için yalnızca dışarıdan görebildik. Oturup doğru dürüst yemek yemediğimiz için marketten aldığımız küçük kruvasanlardan, italyanların deyimiyle cornetto'lardan yiye yiye annemlere yine rehberi oynadım. :)

San Lorenzo Maggiore'nin büyük kısmı 14. yy'a ait bir Fransisken kilisesiymiş. Ön cephesi 18.yy'a aitmiş ve eşine az rastlanır bir gotik yapıymış. Ayrıca Şair Petrarca'nın inzivaya çekildiği bu manastırın avlusunda yapılan kazılarda bir Roma bazilikasının kalıntılarına rastlandığı gibi, yine burda önemli Yunan ve ortaçağ kazıları yürütülmekteymiş.

Napoli'nin ünlü katedrali Duomo'sunu görmek için artık ara sokaklarından çıkıp hemen caddeye yöneldik. Saat artık üç buçuğu geçtiği için ısrarım sayesinde etrafı dolaştıktan sonra otele dönmeden önce gelip görebilecemiz konusunda annemle Cansu'yu ikna edip yola devam ettik. Annem kaleyi çok merak ediyordu ve zaten artık çoğu yeri gördüğümüz için doğruca kaleye yöneldik.

Arkası yarın =)))


*Prespio: (Crib, ing) Noel beşiği, Bebek İsa'nın beşiği; presepio, noel beşiği yapan atölyelerin betimlendiği dekoratif süsler olarak kullanılmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder