25 Haziran 2009 Perşembe

Mezzogiorno d'Italia: Napoli [30/09/08]

Napoli ile ilgili tüm önyargılarınızı kenara bırakın. Aslında size dayatılmış düşüncelerin pençelerinde böyle düşünmeye zorlanmışsınız. Napoli; pistir, kötüdür, tehlikelidir... daha saymaya gerek var mı, ya da hayır ben böyle düşünmüyorum diyen??? Kabul edin ki mutlaka çevremizde birilerinden duymuşuzdur. Bu kişi ister bir tanıdığınız olsun, ister bilmem kimin dıdısının dıdısı... Napoli ile ilgili hep vardır söylenecek kötü birşeyler. Her zaman olmuştur, olacaktır da.

Interrail yapanların hayatlarının değiştiğini okurdum hep. Sebebini gerçekten yaşayınca anlıyorsunuz. Ön yargılarınızı, korkularınızı, endişelerinizi, kısacası hayatınızı yiyip bitiren ne varsa ülkenize döndüğünüzde içinizden gitmiş oluyor. :) Güçlü bir kişilikseniz belki de tüm yaşamınızı etkiliyor ve İstanbul'un stresli yaşamında eski halinize geri dönmüyorsunuz. İşte ben de Napoli ile ilgili önyargılarımı interrail sayesinde yıktım. Napoli gerçekten inanılmaz bir kent bence. Deneyimlemeniz gereken bir yer. :)

O, Mezzogiorno d'Italia... Ona yüzyıllar boyunca öğle güneşinin ülkesi demişler hep, bense İtalya'nın öğle güneşi demeyi tercih ettim. Gezi rehberimde Napoli için şunları yazmışlar:

"Napoli, bugün karmaşık olmasına karşın, muhteşem bir metropoldür ve güzel Napoli Körfezi'nin kıyısında gürültü ve kirlilik içinde yayılmıştır. Bir yanında Vezüv Yanardağı yükselir, denizde Capri, Ischia ve Procida adalarıyla karşı karşıyadır. Pompei ve Herculaneum onları yerle bir eden yanardağının gölgesinde uzanır. İtalya'nın en önemli Roma (Dönemi) kalıntıları buradadır.

Napoli, yüzyıllarca İtalya'nın güneyine hakim oldu. Sicilya'daki Mafya gibi burada da Camorra kaynaklı suçlar yaygındır. Ama kentte büyüleyici bir hareketlilik vardır. Campania'nın antik tarihi Etrüsklere ve Yunanlılara uzanır; bu uygarlıkların kalıntıları Paestum'da görülebilir. Daha sonra Romalıların yönetiminde büyük bir zenginlik dönemi yaşanmıştır. Arkeolojik kalıntılar Benevento'da ve Santa Maria Capua Vetere'dedir. Tarıma elverişli topraklarıyla çevresi nefes kesici manzaralara sahip Amalfi kıyı şeridi ve Cilento'nun kumsallarının yanında gölgede kalır. Yunanlıların kurup Romalıların geliştirdikleri, daha sonra sıtma ve Sarazen saldırıları sonucunda terk edilen kasabalar, dağlık iç kesimlerde gizlidir."

Aslında Roma'nın aksine, Napoli'nin kentiçi haricinde civarda gezilip görülmesi gereken son derece güzel yerler vardı. Zaman, konaklama, para gibi mevzular söz konusu olup bize birlik olunca seçeneklerimizi Napoli, Pompei, Capri üzerinde kurgulamıştık. Ayırdığımız bu üç günün ilk ikisini kent dışına, son günü ise Milano'ya gece treninin kalkma saatine kadar Napoli'nin tüm kentin içini gezelim istedik.

Ve Napoli....

Nasıl anlatsam.... Bir midye düşünün... Dışı yosunla kaplı, kayaların altına saklanmış, içindeki nadide inciye rağmen henüz keşfedilmemiş muhteşem bir midye. Dışarıdan baktığınızda, Napoli'ye ilk indiğimizdeki yorumlarımdaki gibi kendinizi İstanbul'un varoş semtlerinde gibi hissediyorsunuz. Heryer karma karışık, salaş, düzensiz.... Binalar, apartmanlar bile ilginizi çekmeyi başaramıyor. Üstelik tıpkı İstanbul'daki gibi liman civarına yüksek otel veya residance dedikleri cinsten dandik bloklar dikmeye başlamışlar. Gezi rehberim bizi tarihi kentin içine sürüklüyor ve o zaman farkına varıyorsunuz, kentin muhteşem güzelliğinin. Girdiğimiz küçük şapellerde bile belki de sadece Orta İtalya'nın Orta Çağ'dan kalma eserlerine denk gelebilecek inanılmaz derecede görkemli eserlerle donatılmış. Bu kadar fakirlik içinde yüzen bir kentte böylesi bir zenginlik insanı hayretlere düşürebiliyor.

Baştan başlayalım güne... Ne de olsa bu bir gezi günlüğü ve siz daha yazının başında sıkılmaya başladınız. :)) Neyse, Napoli'deki son günümüz olduğu için eşyalarımızı sabah toparlamak amacıyla erken kalktık. Bir yandan çantaları toparlarken bir yandan da ezan sesine benzer bir sesin kulağımıza çalındığını farkettik. Bayramın ilk günüydü ve meydana bakan balkonumuzdan kafamızı uzatmamızla, Napoli'deki müslümanların bayram namazına şahit olduk. Zavallıların bir camii bile yoktu. Annem duygulandıktan ve odada unuttuğumuz bir şeyin kalmadığına iyice emin olduktan sonra odayı boşalttık. Akşama kuzeye doğru yola çıkacak trenimize bineceğimiz için hava durumunu göz önüne alıp ona göre önlemlerimizi de aldık. Sonra da lobiye inip güzelce kahvaltı ettik. Çıkış işlemlerimizi yaptırdık. Çantalarımızı akşam 8'e kadar aşağıdaki depoda tutabileceklerini ve tüm günü rahat rahat gezerek geçirmemizi söylediler, son derece sıcak ve içtenlikle.

Ve Napoli'nin içinde ilk kez doğru dürüst yürüyerek gezilmeye çıkıldı. Arkadaşlar gezimde edindiğim izlenimleri not ettiğim defterimdekileri olduğu gibi yazıyorum.

"Geçtiğimiz caddeler dahil çok pis ve bakımsızdı. Pisten kastım gerçekten pis. :) Yerlerin kirliliğine sidik kokuları eşlik ediyor çoğu yerde. Buna rağmen caddenin kimi kısmı gayet bakımsız ve pis iken bir süre sonra tamamen farklı çok daha bakımlı ve temiz bir muhite dönüşebiliyor. Sokakları tabi ki tekin değil. Dolayısıyla güzel küçüğüm çocuğum fotoğraf makinemi dışarı çıkaramadım. Mekanların içine girdiğimizde ya da mümkün olan en turistik veya gözümüze sorunsuz gözüken yerlerde annem ve Cansu'nun spy'lık denemeleri eşliğinde fotoğraflar yakalayabildim.

Kent aslında gözükenden daha büyük. Vakit çok dar olduğu için yalnızca tarihi kentin içini gezme olanağımız oldu. Ne var ki; Napoli, bu kadar karmaşanın, egzosun, gürültünün ve fakirliğin içinde çok değerli nadide bir taş gibi. Kiliseleri, o kadar görkemli ki... Tüm mimari süslemeler, heykeller, tablolar, freskler... Muhteşem, enfes bir güzellik... Kaldığımız otelin meydanda, terminalin hemen yanında yer alması, konforlu oluşu ve sıcak kanlı çalışanlarıyla, Napoli kalbimi fethetti."

Napoli'nin saraylar, kiliseler, rahibe manastırlarla dolu şehir merkezi birkaç sokağın etrafında dönmektedir. Via Toledo, diğer bir adıyla Via Roma, Piazza del Plebiscito'dan kuzeye Piazza Dante'ye ilerler. Doğuya doğru dar bir yol olan Via del Tribunale ve Via San Biagio dei Librai ile şehrin tarihi ve kalabalık merkezi Spaccanapoli'ye girilir. Palazzo Reale'nin güneyi Santa Lucia bölgesidir. Batıda Mergellina limanı ve şehre tepeden bakan Vomero yer almaktadır.

Biz Piazza Garibaldi üzerindeki otelimizden çıkıp Via Carbonara'ya girmeden önce Porta Capuana ve Castel Capuano'yı yani Capuana Kapısını ve Kalesini gördük. Norman Kralı I. William'ın yapımını başlattığı şato, II. Friedrich tarafından tamamlanmış. Kraliyet şatosu olan Castel Capuano, bugün adalet sarayı olarak kullanılmaktaymış. Hemen yanında, Capuana Kapısı'nın Aragon kulelerinin arasında pazar yerine bakan Floransa - Rönesans tarzı olduğunu öğrendiğim bir heykel yer almakta. Ayrıca kapı Rönesans döneminin en güzel kapılarından biriymiş.

Elimdeki gezi rehberimden yine rehber edasıyla öğrendiklerimi sesli sesli annemle Cansu'ya aktarıp cadde üzerinde ilelemeye devam ettik. Sağ tarafta Santa Giovanni a Carbonara'nın önüne geldik. Dışarıdan ne kadar sade gözüküyorsa, içeride aksine görkemli eserler barındırıyordu. Napoli'nin restorasyon tarihinde ender rastlanan bir başarı örneği olarak 1943'te gördüğü hasarın ardından kapalı kalmasına rağmen sonradan tekrar hizmete açılmış. İçeride Ortaçağ ve Rönesans anıtları yer alıyor. Ayrıca kiliseyi genişleten Napoli Kralı Ladislas'ın da üç katlı, heykel ve kemerlerle süslü ve bir atlı figürü ile sonlanan mezarı da bulunuyor. Kilisenin içini rahat rahat fotoğrafladım. :)

Yola sonraki yazıyla devam...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder