25 Temmuz 2009 Cumartesi

Lombardiya... [01/10/08]




Günağırırken sürekli dinlemekten sıkıldığım ipod'umu toparlayıp sessizce çantamakoydum. Biricik gezi kitabımı da yerinden çıkardım ve sayfalarında gözgezdirdim. Güneyin sıcak ikliminden kurtulup Lombardiya bölgesine gidiyorduk.Havası ve belki de insanları gerçekten çok daha farklı olacaktı. Venedik, Romaveya Floransa'daki gibi spesifik bir mimari ize rastlanmamasına rağmen, mutfağıoldukça zenginmiş. Şaraplarından peynirine, fesleğeninden zeytinine çok iyitatlar yakalamak mümkünmüş. 

Aslındabölge ismini, İS. 6. yy'da İtalya'yı işgal eden barbar bir kavim olanLombardlardan almaktaymış. Ortaçağ'da bu bölge Kutsal Roma İmparatorluğu'nunbir parçasıymış ama Germen İmparatorlarına hep sadık kalmamış. Bankacılık veticarette ise çok başarılıymışlar. 14.yy'dan 16.yy'a kadar iktidarı ellerindebulunduran Visconti ve Milanolu Sforza gibi aileler, sanatın koruyucusu daolmuş ve günümüze kadar korunabilmiş birçok eserin yapımına da katkıdabulunmuşlar. Lombardiya, gölleriyle de asırlar boyu şairleri, aristokratlarıkendine çekmiş.

Saat7:30'a gelirken trenden inmiş, gardan dışarı çıkmaya çalışıyorduk. Aslında trengarı oldukça büyüktü. Eski bir yapıydı ve alt katları çeşitli dükkanlar vecaféler açılmış. Dışarı çıkıp hemen otelimizi bulmaya giriştik. Neyseki çabucakbulduk ama resepsiyondaki kılkuyruğun burnu fazla havadaydı. İtalyanca sorduğumhiçbir soruya doğru dürüst cevap vermedi ve her seferinde İngilizce olarakgeçiştirdi. Yüzümüze bile bakmadı, değil pasaportlara bakmak. Önündeki kağıtlarabakmaya devam ederek "bagajları merdivenin arkasına bırakın! Oda henüzhazır değil!!"... Kabalık hat sahfadaydı. Kafamı sürekli meşgul edenşey, rezervasyonumuzun gerçek olup olmadığına bile bakmadan çantaları bırakındemesiydi... Yani kimim, neciyim, insan bir bakmaz mı?? En çok darezervasyonumuz var derken lafımı kesmesiydi.

Alınsize Milano ile ilgili ilk izlenimler... Çok gıcıkolmuştum. İstanbul'a dönünce yapacağım ilk iş olumsuz yönde reklamınıyapmak olacaktı o adamın. Uzun boylu ve fiziki de gayet düzgün biriydi amasimsiyah saçlarını omuzlarına kadar uzatmış, briyantinle yatıştırdığı (!)saçlarını ensesinden atkuyruğu ile toplamıştı. Kemikli suratı da saçları kadariticiydi. En nihayetinde hepimiz insanız ve belki de o kötü günündeydi. Yapatronundan fırça yemişti, belki de akşam karısıyla kavga etmişti ve rezaletbir sabah geçiriyor olmalıydı ama yine de bana karşı olan tutumunu hafifleticibir neden göremiyordum. Hizmet sektöründe bu tip şeylerin olmaması gerekir.Efendim sonrasına gelince en fakir hostellerin bile ücretsiz verdiğiharitaların tanesi 50centisimo'ya bize resmen sattı!! Tabii ki diğer birçokşeyin de ekstraya gireceğinin göstergesiydi. 

Sabah sabahya sabır çekip, sinirlerime hakim olmaya çalışarak bagajları bıraktık veyola çıktık. İlk iş çevreyi biraz dolanalım dedik ve hostelin hemenyakınından geçen tranvaya bindik. 9 numaralı tranvay tarihi kentin hemendışındaki ringdenilerliyormuş ve oldukça da uzun bir yol gidiyor. Biletler kişi başı 1€'dan dahaazdı ve şehrin çoğunu da bu sayede görmüş olduk. Zaten LombardiyaKrallığı'ndan çok da fazla birşey kalmamış geriye. Kalesi ve Duomo'su dışındagörülebilecek iki-üç adet kilisesi mevcut. Ayrıca mimarlık dünyasındaönemli bir yere sahip olan Pirellone de, Stazione di Milano Centrale'nin hemenyanında yer alıyordu. 1950'lilerde yapılmış. İnsanı hayrete düşürebilir buinanılmaz bir gökdelen. Ülkemizde ancak Hilton otel gibi yapıları gördüğümüzdönemde, gökdelen inşa etmişler!! Neyse efendim, sonra metro ile Duomo'yagittik. Enfes bir yapıt ve muhteşem bir meydanda yer alıyor. 157m'likuzunluğu ve en geniş yerinde 92m'lik eniyle dünyanın en büyük gotikkiliselerinden biriymiş. 

Milano'nunda tam merkezinde yer alıyor. 14. yy'da Prens Gian Galeazzo Visconti'ninemriyle yapımına başlanan katedral, 500 yıl sonrabile tamamlanamamış. 135 kule külahı ve sayısız heykelleri ile çokçarpıcı bir yapı. Açık bir havada çatısından Alplerin bile görünebildiğisöyleniyormuş. Ön cephe biz gitt iğimizde de restoreediliyordu. İçeride ise alt katta yer alan küçük müzeye çok az birmiktar ödeme yaparak girilebiliyor.

Gotikten,Rönesans'a ve Neo-Klasik'e kadar çeşitli tarzlarıbirleştiriyormuş. Görkemli bronz kapısında rölyeflerde Bakire Meryem veSant'Ambriogo'nun hayatı ile Milano'nun tarihi konu edilmiş. İçeride koridorlarkolonlarla bölünerek ustaların eserleri vitraylarla aydınlatılmış. Apsispencerelerinde de Visconti ailesinin, adam yutan yılan amblemi ince işçilikledetaylı bir şekilde işlenmiş. Ana altarın altındaki hazinelikte ortaçağdankalma çok sayıda değerli eşyanın yanı sıra; yapılan kazılarda 4. yy'dan kalmaorijinal, sekizgen formlu vaftizhane de ortaya çıkarılmış. 

Gezmeyedalıp karnınızın acıkmış olabileceğini düşünmezseniz, bazen o kadar aç vetükenmiş kalıyorsunuz ki, ömrünüzde yaşayabileceğiniz en kötü anlardan birihaline geliyor. O saniye gözünüz hiçbirşeyi görmüyor ve aptal bir poğçaya 10€verebilecek kadar gözünüzü kör edebiliyor. Roma'da, daha gezimizin en başındabunu farkettiğim için, acıkmaya başladığımı hissettiğimde hemen bir çözümdüşünmeye başlıyordum; çünkü sadece yarım saat o vaziyette kalabiliyordum.Bazen acıkmadan da atıştırıyorduk ki dükkan dükkan yiyecek aramayalımdiye. 

Geceboyunca zaten bişi hissetmiyorsunuz. Ama sabahın köründe inip otele çantalarıbırakıp, taa kiliseye kadar gelmiştik. Kahvaltı arada kaynamıştı. Dolayısıyla karnımızçan çalıyordu. :) Duomo'nun önünde meydanı aydınlatan lambaların altınayapılmış oturma alanlarına kurulduk ve annemin akşam trene binmeden evvelhazırladığı sandviçlerden yedik. Daha kuzeyde olduğumuz için, çoğunlukla dasabahın erken saatlerinden olsa gerek hava serindi ve bulutluydu. Yine de çokgüzeldi. 

Meydanınkarşısındaki yolda turistik Hop on/off otobüsleri kalkıyordu. Roma'dandeneyimliydik tabi. Hemen gidip fiyatı soruyomuş gibi yapıp haritalarındanedindik. Eğer gittiğiniz yerde haritanız yoksa, varsa bile gidilebilecekturistik mekanları bilmiyorsanız, bu otobüslerin haritaları çok işinizeyarayabilir. Çünkü genellikle en turistik olanlarını işaretlemiş olurlar. Sizde daha az önemli mekanlarla vakit kaybetmemiş oluyorsunuz. 

Haritalardaönemli yapıları dışarıdan gezdirdikleri için olsa gerek, müzeleri genellikleişaretlememiş olduklarından olsa gerek meydanın diğer köşesindeki PalazzoReale'yi farketmedik. Aslında Duomo'nun müzesiymiş. Milano'yu asırlarcayönetmiş olan Visconti ailesi ile diğer hükümdarlar bu sarayda yaşamışlar. Biranlamda kraliyet sarayıymış. Müzede katedrale ait çok sayıda eser mevcutmuş.İkinci katında da Çağdaş Sanatlar Müzesi (Civico Museo d'Arte Contemporanea)varmış. 1980'de hizmete açılmış ve Van Gogh'tan Cézanne'ye, Pcasso'dan Klee veKandinsky'ye çok sayıda sanatçının eseri yer alıyormuş ve kaçırmış olduk :(İşin ilginci bunu sadece o an değil, bunun gibi birçok şeyi tatil bittiktensonra farkettiğimiz de oldu. Çünkü hem zamana karşı, hem maddiyata karşı, hemde tükenmesi oldukça kolay enerjinizle çalıştırdığınız dikkatinize karşıyarışıyorsunuz. Dolayısıyla es geçtiğiniz birçok şey olabiliyor. Farkettiğinizan da bir sonraki sefer için bir kenara işaretliyorsunuz. 

Neyseefendim, atıştırmalıklarımızı bitirince meydanın diğer bir kenarından bize gözkırpan Galleria Vittorio Emanuele II'ye girdik. Napoli'deki gibi galeriydi veçok hoş bir mekandı. Il Salotto di Milano (Milano'nun oturma odası) olarak dabiliniyormuş. Mimar Giuseppe Mengoni tarafından 1865 yılında tasarlanmış.Pasajın tamamlanmasından bir yıl evvel, mimar pasajın çatısından düşerek vefatetmiş! Buna rağmen turistler mağaza, café ve restoranları doldurmaktan gerikalmamışlar. Aynı pasajda Milano'nun tarihi restoranlarından Savini de yer alıyormuş. 

Galeri,Latin haçı biçiminde tasarlanmış ve sekizgen biçimli ana merkez holünde dörtbüyük kıtayı (Avrupa, Amerika, Afrika, Asya) ve sanat, tarım, bilim veendüstriyi temsil eden mozaikler yer alıyormuş. İtalya'da cam ve metalinyapısal anlamda ilk kez kullanıldığı çatıymış. Yerdeki mozaiklerde zodyaksembollerinden boğa burcunun cinsel organına basıldığında şans getireceğineinanılıyormuş. 

Galerininarka kapısından Piazza Fedele'ye çıktık. Dünyaca ünlü Teatro allaScala'nın bulunduğu meydan burası. 1778'de hizmete açılmış. Avrupa'nın en genişsahnesine sahipmiş ve muhteşem prodüksiyonlar sahnelenirmiş. Tiyatro'nun hemenyanındaki müzede (Museo Teatrale) Roma dönemine kadar tarihlendirilebilenprodüksiyonların dekor ve kostümleri, yönetmenlerin portreleri ve göz yanıltıcıefektleriyle tiyatro salonu, yaldızlı localar görülebiliyormuş. Pazartesigününe denk geldiğimiz için kapalıydı. 


Bizde kaleyi görelim dedik ve Piazze Castello'nun önüne geldik ki o da ne...Bayıldığım cinsten eski bir gelin arabası ve arka arkaya sıralanmış limuzinler...Hayırdırinşallah deyip yola devam ettik. Kaleler gerçekten de çok ilginç oluyor.Aslında Visconti ailesinin bu alandaki ilk şatoyu yaptırtmış ama aile çökünceşato da yıkılmış. Milano'nun yeni hakimi Francesco Sforza, buraya Rönesanssarayı inşa ettirmiş. Ancak kale olarak anılmayı sürdürmekte... Bugün saraydauygulamalı sanatlar, arkeoloji ve sikkelerle ilgili sergiler yer almaktaymış.Saray birkaç avludan oluşan oldukça büyük bir yapı. Çevresi bir hendeklekuşatılmış sarayın her mimari detayında, Lombardiya'nın izlerini görmekmümkün. 

Avlulardangeçerken çekik gözlü gelin ve damat bir çiftin fotoğraf ve video çekimine şahitolduk. Evet avlu çok hoştu ama yine de bize oldukça garip geldi. Fazla vakitkaybetmeden sarayın arkasında yer alan Parco Sempion'ye geçtik. İnanılmaz büyükve çok güzel bir park. Benimkiler buldukları ilk banka yayıldılar. Dinlenmekiyidir. :))) 


Parkıniçini gezerken de farkettik ki bu çekik gözlü gelin-damatlardan çok dahafazlası var. ben diyeyim 5 çift, siz deyin 10... Sanırsınız toplu nikah var.Hepsinin de çekik gözlü olması ayrı bir soru işareti yakıyordu kafamızda. Epeybüyük bir alan olduğu için bir kısmını gezip oldukça yakın olan Santa Mariadelle Grazie'yi görmeye gittik. 

Devamısonrakinde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder