Ca' della Loggia, peri masallarından fırlamış gibi bir otel... Burdan alanen ilan ediyorum, balayına oraya gideceğim zamanı gelince. =) Tabi hala yerinde duruyor olursa. Venedik'e gelişimizi anlatmıştım zaten ama hikayenin belki de renkli kısmı otelimizi buluşumuz olmuştu. Sırtımızda çantalarla San Marco'yu aşmıştık ama sokak ortalıkta görünmüyordu. İleri gidiyoruz, geri dönüyoruz, yok!!! Sırttaki çantalar 30 kilo kadar ağır gelmeye başlamıştı. Derken yaklaşık 70-80cm genişliğinde (abartmıyorum!) daracık bir geçit diyebileceğimiz ama önünden geçerken çöplerin atıldığı çıkmaz sokak sandığımız yere bakıp, "acaba mı?" dedik. Cansu sokakta ilerleyince oteli keşfetti. Sokak o kadar kötüydü ki, sanırsınız Tarlabaşı'ndayız. Tabi önce başımızdan aşağı şaaaarrr diye kaynar sular döküldü. Ardından yeşil kapının altın renkli ziline bastık. Kapı yukarıdan otomatik olarak açılınca önümüze kırmızı halı serilmiş gibi oldu. Ne sokak kaldı aklımızda, ne de başı boş gezinen o zavallı köpecik.
Merdivenlerden çıkınca karşınıza küçücük bir masa ve masada oturan gözlüklü bir bey vardı. İçerisi çok sevimliydi. Rezervasyonumuzu kontrol edip, sizinkisi burası diye hemen yan taraftaki odayı gösterdi. Oda, kelimelerle anlatılamaz... =) Anahtarları teslim etti ve açıklamalara girişti. Biri dış kapı içinmiş, diğeri odamız için. Gece 2'den sonra otelde kalmıyorlarmış. Acil durum numaralarının yerini gösterdi ve kahvaltının sabah 8'den 10.30'a kadar olduğunu, kahvaltı salonları olmadığı için odaya servis edileceğini öğrendik. Aksanından dolayı söylediği bazı yerleri kaçırınca italyanca olarak "anlayamadım" dedim. "Aa, italyanca konuşabiliyor musun?" diye sorup başladı italyanca devam etmeye. Resmen çok mutlu oldu. Check-in işlemlerimizi halledinceye kadar odayı alıcı gözle bakmaya başladık. Odamız aslında dört kişilikti. Çünkü ek yatak, yatağa dönüştürülmüş bir koltuktu. Banyo son derece moderndi. Kullanılan armatürler bile çok modern tasarımlardan seçilmişlerdi. Tek olumsuz yanı, muhtemelen Venedik'in içindeki tüm otellerde olduğu gibi, tuvaletin ara ara lağım kokmasıydı. Resepsiyondaki adamdan aldığımız turistik haritada bize mutlaka görmemizi önerdiği yerleri işaretledik. Biraz dinlendikten sonra Check-in işlemleri tamamlanınca adaları gezmek üzere dışarı çıktık. Gece de geç saatte San Marco Meydanı'ndaki orkestraların çaldığı müziklerin sarhoşluğu içinde geri döndük.
Ertesi sabah hazırlandıktan sonra telefonun 9 tuşuna basıp başladım beklemeye. Telefondaki ses "Buongiorno" dedi. "Buongiorno, possiamo prendere..." (günaydın, alabilir miyiz....); "Si, che cosa preferisco come caffé?" (Tabi, ne tür bir kahve istersiniz?); "Tre americani, perfavore. Mai vogliamo un po'di latte." (Üç americano lütfen ama biraz da süt istiyoruz.) 10dk sonra elinde tepsiyle 40lı yaşlarda bir kadın girdi içeri. Kapıyı açık bıraktı, elindeki tepsiyi yerleştirip, dışarıdan masa genişliğinde bir tepsi daha getirdi. Gül kurusu renginde ve gül desenli tabaklar, fincanlar, peçeteler, bir çaydanlık dolusu kahve (tam üç kişilikti, ne eksik ne de fazla!), yine bir çaydanlık dolusu sıcak su ve biraz sıcak süt. Diğer tepside ise reçeller, salam ezmeleri, krem peynirler, şokellalar, tereyağlar, çeşit çeşit sallama çaylar... neler yoktu ki! Her tabakta bir parça sandviç, cruasan ve ekmek vardı. Çok etkileyici bir sunumdu. Akşam gece geç saatlere kadar Venedik'i dolaştık. Akşam yine meydanda müzik dinledik. Bu sırada tesadüfen doktor Işıl Hanımla tanıştık. Kendisi Roma'daki bir sağlık merkezinde birkaç yıldır aralıklı olarak gelip çalışıyormuş. Bir saate yakın sohbet edip sonra odamıza döndük. Eşyalarımızı ise toplayamayacak kadar yorgundum. Venedik'teki son günümüzü de özellikle San Marco ve çevresine ayırmıştık. Öğleden sonra saat 14.30 civarlarında geri dönmeye başlamıştık çantaları almak üzere. Çünkü emanet bırakırken, her gün polis kontrolü olduğunu akşam 17.00'e kalmadan gelmemizi rica etmişlerdi. Onları zor durumda bırakmamak için 15.00'de otelin önündeydik. Kapıyı ısrarla çalmamıza rağmen bir türlü açılmıyordu. Merak etmeye başlamıştım ki, güzel gözlü sevimli eşi dışarı doğru kafasını uzatıp, 10dk sonra gelmemizi rica etti. Kapı aralığından polisi görünce anladım tam da vaktinde geldiğimizi. Annemlerle birlikte vitrinlere bakmaya başladık. Biraz sonra polis yanımızdan gelip geçti ama nolur nolmaz diye bir türlü geri dönemiyorduk. Arkama bir baktım ki kadıncağız koşturarak geliyor. "Mi scusi" dedim, "tutti va bene? C'é un problema?Mi dispiace, veramente!" (Özür dilerim, herşey yolunda mı? Umarım sorun yoktur. Gerçekten üzgünüm). Sırtımı sıvazlayarak "hiç merak etme, herşey yolunda" dedi. Çantaları odaya saklamak zorunda kalmışlar. Odadan çıkarttılar, hatta sırtıma bile onlar yerleştirdi. Bu ikili kadar tatlı bir çift daha görmedim.
Gidin ve mutlaka kalın. Sevgilinizle gidin... Eşinizle gidin... Bu romantik şehirde, romantizmi tatilinizin her anında hissedin!!!
San Marco, 30124 Venezia


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder